26 Şubat 2015 Perşembe

Suda çözülen ilaçlar içerdikleri sodyum nedeniyle ölüm riskini 5 kat arttırıyor

British Medical Journal’da yeni yayımlanan bir araştırmaya göre, suda çözülen ilaçlarda yaygın olarak kullanılan yüksek dozdaki sodyum (tuz) hastaların sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor. Araştırmada, efervesan grubuna giren bu ilaçları kullanan kişilerin kullanmayanlara göre, kalp krizi, felç veya damar sorunlarından kaynaklanan ölüm risklerinin 5 kat arttığı saptandı. İngiltere’de yapılan ve 1.2 milyon kişiyi kapsayan araştırmada, yaygın kullanılan suda eriyen ağrı kesici ve diğer ilaçlarda bulunan sodyumun ciddi riskler yaratığı öne sürüldü. Çalışmada, bu ilaç karışımlarının yüksek sodyum oranı nedeniyle yetişkin kişiler için bile risk yarattığı ve tehlikeli sonuçlar doğurduğu uyarısı yapıldı.
1987 ila 2010 yılları arasında bu grup ilaçları kullanan 18 yaş üstü hastaların verilerine dayanan çalışmada, yoğun sodyum içeren bu ilaçları kullanan kişilerde başta hipertansiyon olmak üzere, kalp yetersizliği gibi sorunla karşılaşıldığı ve ölüm oranlarında artış tespit edildiği açıklandı. Araştırmanın yazarları, en az 23 mg tuz bileşeni sodyum barındıran tüm ilaçların etiketlerinde mutlaka ‘ürünün sodyum içerdiğine’ dair bir uyarı açıklaması konması gerektiğine işaret ettiler.
kalp-kiriz-sekilÇalışmada, aynı grup ilaçların sodyum içermeyenlerinden alanlara oranla, çözünebilir ilaçları kullananlarda kalp krizi, felç veya damar sorunlarından kaynaklanan ölüm riski 5 kat arttığı; ayrıca bu hastaların, diğerlerine oranla yüksek tansiyona bağlı rahatsızlık yaşama riski de 7 kat arttığının tespit edildiği açıklandı. Araştırmacılar, sorunun asıl kaynağının da bu risk olduğu yönünde görüş belirttiler. Buna göre, yüksek oranda tuz kullanımı hipertansiyona, hipertansiyon ise kalp krizine neden oluyor. Çalışmanın sonuçlarıyla ilgili İngiltere Kalp Vakfı, tarafından yapılan yazılı açıklamada araştırmanın her gün ilaç kullananlar üzerinde yapıldığına dikkat çekilerek, bu gruptan ilaçları nadir kullananlarda benzer risklerin daha az görülebileceğine işaret edildi.
aspirin-tabletEfervesan gurubunda bulunan ilaçlar suda çözülüyor. Bu ilaçlarda köpürerek çözünmeye yardımcı olan bikarbonat gibi maddeler kullanılıyor ve bu madde daha çok sodyumla eşleştiriliyor. Araştırmada, aralarında reçeteyle satılan parasetamol ve aspirin gibi ilaçların da bulunduğu 24 farklı çözünebilir ilaç incelendi. Çalışmanın yazarları sodyum içeren çözülebilir ilaçların önemli bir kısmının eczanelerde reçetesiz satıldığını hatırlatarak, bu tür ilaçları doğrudan alarak kullanan kişilerin ciddi risk altında olduğunu ve ilaç üreticilerinin sodyum oranını azaltması gerektiğini vurguluyorlar.
                                   (http://www.medikalakademi.com.tr/)'dan alıntıdır

Hareketsiz yaşam ölüm riskini %15 ila %40 arttırıyor

Hareketsizlik ölüme neden olan risk faktörleri arasında 4.sırada
Dünya Sağlık Örgütü raporlarına göre hareketsizlik birçok ülkede hızlı bir şekilde yaygınlaşıyor ve kanser, kalp-damar hastalıkları, obezite, tip2 diyabet, kemik erimesi gibi birçok hastalığın artışına neden oluyor. Bilimsel veriler hareketsizliğin tüm dünyada ölüme neden olan risk faktörleri arasında 4.sırada olduğunu gösteriyor. Avustralya’da yapılan bir araştırmaya göre, günde 8-11 saatini oturarak geçiren kişilerin ölüm riski (obezite, kanser, kalp ve şeker gibi hastalıklarla) %15 artıyor. Günde zamanının 11 saatten fazlasını oturarak geçiren kişilerde ise ölüm riski 4 saatten az oturanlara göre %40 daha fazla! Hareketsizlik, göğüs ve kolon kanseri vakalarının %20-25’i, diyabetin %27’si ve iskemik kalp hastalığının %30’undan sorumlu olarak gösteriliyor.
“Egzersiz İlaçtır” sloganıyla, fiziksel aktiviteyi gündelik yaşamının bir parçası haline getirmeyi hedefleyen Aktif Yaşam Derneği Avustralya’da yapılan ”hareketsizlik” araştırmasının çarpıcı sonuçlarına dikkat çekti. Fiziksel hareketsizliğin dünya üzerinde ölüme neden olan risk faktörleri arasında 4.sırada yer aldığını belirten Aktif Yaşam Derneği Başkanı Prof. Dr. Haydar Demirel, inaktivitenin yılda 3,2 milyon insanın ölümüne yol açtığını söyledi.
Hareketsizlik pek çok kronik hastalığa ve kansere neden oluyor
İnsan yapısının inaktif bir yaşama uygun olmadığının dile getiren Prof. Dr. Demirel, şu bilgileri verdi: “Kentleşme ile gelen iş temposundaki artış ve zamanı verimli kullanma kaygısı ulaşım alışkanlıklarımızın değişmesine neden oldu. Artık bir yerden diğerine ulaşmak için yürümüyor, araba ya da toplu taşıma araçlarını kullanıyoruz. Bu durumda hareket eden aslında biz değil araçlar oluyor. Çalıştığımız ortamlar ve çalışma şeklimiz de değişti. Artık plazalar içerisinde yaşıyor, asansör kullanıyor ve bilgisayar başında uzun vakitler geçiriyoruz.  Üst kattaki iş arkadaşımızla bir konuyu paylaşmak için yanına gitmek yerine telefon veya e-postayı kullanıyoruz. İş gününün sonunda evimize vardığımızda da durum fazla değişmiyor. Gelişen teknoloji ile evlerimize giren çok sayıda TV kanalı, renkli yüksek çözünürlüklü görüntüler uzun süre hareketsiz kalmamız için cazip bir ortam sunuyor.”
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte artan hareketsizliğin pek çok kronik hastalığa neden olduğunu belirten Prof. Dr. Demirel, “Hareketsizlik rahatsızlığın oluşumuna yol açan sessiz bir epidemi olarak kabul ediliyor. Araştırma sonuçlarına göre hareketsizlik, 60 yaş altında 670 bin kişinin erken ölümüne sebep oluyor. Ayrıca göğüs ve kolon kanseri vakalarının %20-25’i, diyabetin %27’si ve iskemik kalp hastalığının %30’unun da fiziksel hareketsizlikten kaynaklandığı bildiriliyor” şeklinde konuştu.
Fiziksel aktiviteleri arttırmanın pratik yolları
Aktif Yaşam Derneği, düzenli egzersiz yapmanın ve hareketli yaşam biçiminin birçok sağlık probleminin önüne geçerek insan ömrünü uzattığına dikkat çekiyor. Prof. Dr. Haydar Demirel gündelik yaşamda yapılacak küçük değişikliklerle sağlanabilecek aktif bir yaşam biçiminin önemine değinerek şu önerilerde bulunuyor:
Dünyada giderek aktif ofis yaklaşımı benimseniyor. Çalışma masaları ve ofis sandalyelerinin dizaynında kişilerin mümkün olduğunca ayakta çalışabileceği veya daha hareketli olabileceği yaklaşımlar benimseniyor. Çalışma saatlerinizin çoğunu masa başında oturarak geçiriyorsanız, çalışırken verdiğiniz molaları oturarak değil hareket ederek değerlendirebilirsiniz. Bilgisayarınızdan belirli aralıklarla ayağa kalkıp hareket etmek için uyarı almak veya saatinizin sizi uyarmasını sağlamak mümkün. Bir diğer öneri, beli bir işi yaparken ayağa kalkıp yürümenin tercih edilmesi olabilir. Özellikle cep telefonu ile konuşma zamanlarınızı ofis içinde dolaşarak geçirmeniz buna güzel bir örnek olabilir.
İş dışı vakitlerinizi de hareketlendirmek mümkün. Araç kullanmak yerine yürümeyi tercih edebilir. Aracınızı gideceğiniz yerin uzağına park edebilir veya otobüsten bir iki durak önce inebilir ve gideceğiniz yere yürüyebilirsiniz.
Evinizde ise, televizyon karşısında oturarak geçirdiğiniz zamanı azaltabilir veya belli zaman dilimlerine bölebilirsiniz. Üstelik evinizde yapacağınız gibi ev dışında da çocuklarınızla hareketli oyunlar oynayabilirsiniz. Hafta sonlarınızı ise yürüyüş, bisiklet gibi hareketli aktiviteler ile değerlendirmeniz mümkün.
Böylece, daha kısa oturma süreleri, daha fazla hareket ve yeterli fiziksel aktivite ile kendinize aktif yaşam fırsatları yaratarak obezite, kalp-şeker hastalıkları ve kanser riskinin azalmasına katkıda bulunmuş, daha sağlıklı bir yaşam için “bir adım” atmış olursunuz.
                                     (http://www.medikalakademi.com.tr/)'dan alıntıdır

Depresyon, kalp hastalığına bağlı ölüm riskini 14 kat artırıyor!

Gençlerde depresyonun kalp sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinin  hipertansiyon, obezite ve diyabetten daha önemli bir risk faktörü olduğu saptandı. Archives of General Psychiatry’de yeni yayımlanan bir çalışmaya göre, başta kadınlar olmak üzere, 40 yaşın altındaki bireylerde, depresyon kalp hastalığına bağlı ölüm riskini önemli ölçüde artırıyor. Çalışmada, depresyon öyküsü olanlarda iskemik kalp hastalığına bağlı ölüm riskinin 14 kat daha fazla olduğu ileri sürüldü.

Çalışmanın yazarlarından Emory’s Rollins Halk Sağlığı Fakültesi Epidemiyoloji Anabilim Dalı Bölüm Başkanı Dr. Viola Vaccarino, bunun depresyonun sağlıklı gençlerde kalp hastalığı için bir risk faktörü olduğunu gösteren ilk çalışma olduğuna dikkat çekerek şu değerlendirmelerde bulunuyor: “Depresyonun gençlerde kalp hastalığı açısından önemli bir risk faktörü olduğunu keşfettik. Özellikle kadınlar arasında depresyon; sigara, hipertansiyon, obezite ve diyabet gibi risk faktörlerinden daha fazla önem arz ediyor.”
Çalışmanın baş araştırmacısı, Emory Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Dr. Amit Shah ve ekibi, 1988-1994 yılları arasında Ulusal Sağlık İstatistik Merkezi tarafından yürütülen NHANES-III (Ulusal Sağlık ve Beslenme Taraması-III) çalışmasına katılan, 17-39 yaş arasındaki 7641 kişinin verilerini analiz etti. 2006 yılı itibariyle yaşanan ölüm olayları kaydedildi. Çalışmanın sonunda, depresyon veya intihar teşebbüsü öyküsü olan kadınlarda kardiyovasküler (KV) hastalıklara bağlı ölüm riskinin 3 kat; iskemik kalp hastalığına (kalp krizi) bağlı ölüm riskinin 14 kat daha fazla olduğu belirlendi. Bu risk artışı, erkeklerde KV hastalıklara bağlı ölüm olayları için 2.4 kat ve iskemik kalp hastalığına bağlı ölüm olayları için 3.5 kat idi.

Depresyon ve kalp hastalığı ile ilişkisi

Depresyon ve kalp hastalığı ile ilişkili önceki çalışmaların birçoğunda daha ileri yaş ve kalp hastalığı risk faktörü fazla olan hastalar incelenmişti. Bu çalışma, depresyonun ileri dönemlerde KV hastalığa bağlı ölümün habercisi olup olmadığını araştıran ilk çalışma. Ayrıca bu çalışmada depresyon semptomları için anket skoru kullanan daha önceki depresyon ve kalp hastalığı çalışmalarının aksine, araştırmacılar kabul edilen tanı kriterlerine dayanarak bir klinik görüşme çerçevesinde majör depresyonu da araştırdı. Araştırmacılar, klinik tanının daha sağlam bir risk göstergesi olabileceğini de vurguladı.

Antidepresan kullanımı

Çalışmaya antidepresan kullanımı bir risk faktörü olarak ilave edilmedi; çünkü depresyon veya intihar teşebbüsü öyküsü olan hastaların yalnızca <%6’sı antidepresan kullanıyordu ve bu hastalarda KV ile ilişkili ölüm olayına rastlanmadı. Araştırmacılar, depresyondaki kişilerin sigara ve kötü beslenme gibi daha fazla yaşam tarzı ile ilişkili risk faktörü taşıyor olabileceğini de göz önünde bulundurdu. Ayrıca, sağlıksız davranışlar düzeltildikten sonra bile, depresyon ve intihar teşebbüsünün kalp hastalığı riski ile anlamlı düzeyde ilişkili olabileceğini belirledi. Araştırmacılar, depresyonun doğrudan fizyolojik etkilerinin, gençlerde yaşam tarzı faktörlerinden daha fazla rol oynayabileceği sonucuna vardı.
Bununla birlikte, depresyon, düşük kalp hızı ve artmış kortizol ve inflamasyon gibi fizyolojik mekanizmalar ile kalp hastalığı riskini artırabilir. Normalde bu grupta riskin düşük olması gerektiğini vurgulayan Dr. Vaccarino, bu kişilerin daha kapsamlı çalışmalarda araştırılmasının depresyonun kalp sağlığı üzerindeki etkilerini öğrenmek için önemli olabileceğini açıkladı.
                                      (http://www.medikalakademi.com.tr/)'dan alıntıdır

Depresyon kalp ve diyabet hastalığı riskini ciddi şekilde arttırıyor

Depresyon hastalarının %50’si tedavi görmüyor
Depresif bozuklukların yaygınlık ve yol açtığı yeti yitimleri nedeniyle ciddi bir toplum sağlığı sorunu olduğunu söyleyen Dünya Psikiyatri Birliği Genel Sekreteri Doç. Dr. Levent Küey, “Depresyon toplumlarda görülen en yaygın ruhsal bozukluktur. Hastaların yaklaşık yarısı tedavi alamamaktadır. Depresif bozukluklar intihar riskini %15 oranında arttırırken, kalp vediyabet hastalıkları riskini de yükseltmektedir Uygun ve düzenli tedavi olmayanlarda, süreğenleşme riski artmaktadır. Depresyon dünyada en fazla yeti yitimine neden olan hastalıklar sıralamasında dördüncüdür ve on yıl içinde ikinci sıraya çıkması beklenmektedir” dedi.
Depresyon yaygınlığı çok yüksek
Dünya üzerinde ruh sağlığı problemi yaşayan kişi sayısının 500 milyon civarında olduğunu dile getiren Doç. Dr. Küey, her 7 kişiden 1’i her yıl ruh sağlığı problemi yaşadığını, her 4 kişiden 1’inin de yaşamı boyunca ruh sağlığı problemleriyle karşı karşıya kaldığını belirtti. Depresyon sözcüğünün üzüntülü bir ruh durumunu tanımlamak üzere yaygın olarak kullanılmakta olduğunu belirten Doç. Dr. Küey şu bilgileri verdi: “Ancak, günlük yaşamda, üzüntü, keder, hayal kırıklığı, moral bozukluğu gibi yaşantılar ile bir psikiyatrik bozukluk olarak klinik düzeyde tedavi gerektiren depresyon durumları aynı olguya işaret etmemektedir. Bir ruhsal bozukluk olarak depresyonda, uyku, iştah ve cinsel istek bozuklukları yanında, derin keder, çaresizlik, ümitsizlik, karamsarlık egemendir; yaşama sevinci ve isteği ciddi biçimde yitirilmiştir. Bu değişimler, kişinin iradi çabasıyla zaman zaman hafifletilebilse de, süreklilik gösterir. İşte, bu tür belirtiler ağırlık ve süreklilik kazandığında ya da sosyal, aile, iş vb. işlevlerde bozulmaya yol açtığında psikiyatri uzmanına başvurulmalıdır.”
Depresyonla birlikte kalp ve diyabet hastalığı riski arttırıyor
Toplumun yaklaşık dörtte birinin yaşam boyu en az bir kez depresyon geçirdiğini belirten Doç. Dr. Küey, “Tüm dünyada, kadınlarda erkeklere göre yaklaşık 2-3 kat daha yaygın görülmektedir. Araştırmalar, bu bozukluğu bulunanların yaklaşık yarısının tedavi için başvurmadığını; başvuranların da yaklaşık yarısında eksik tedavi uygulandığını göstermektedir” dedi.
Etkili şekilde tedavi edilebilir
Depresif bozukluklar için etkinliği kanıtlanmış ilaç ve psikoterapiyi kapsayan tedavi yöntemleri bulunduğunu dile getiren Doç. Dr. Küey, şu bilgileri verdi:  “İlaç tedavisi ve psikoterapi birlikte uygulandığında tedavi başarı oranları %80’lere kadar yükselmektedir. Depresyon tedavisinde, günümüzde kullanılan antidepresan ilaçlar bir psikiyatr denetiminde kullanılmalıdır. Her ilaç gibi bu ilaçların da genellikle tahammül edilebilir yan etkileri vardır. Bu ilaçlar bağımlılık yapmaz. Beyinde depresyonla ilişkili, nörokimyasal düzensizleri etkiler. Her türlü duygu ve düşüncemizin, çevre ile etkileşim içinde olan beynimizin ürünleri olduğu hatırlanmalıdır. Antidepresan ilaçlarla yapılan tedavi geçici rahatlama, olumsuz düşünceleri bastırma aracı değil etkin tedavi yöntemidir. Tedavilerin yaklaşık 6-8 ay sürdürülmesi gerekmektedir. Özellikle, yarım bırakılan tedavilerde hastalığın alevlenme ya da yineleme riski yüksektir.”
Konferansa 60 ülkeden 1000 uzman katıldı
Dünya Psikiyatri Birliği’nin 117 ülkeden 135 ulusal psikiyatri meslek örgütünü ve 200 bin psikiyatr uzmanını barındıran en güçlü tıp kuruluşlarından biri olduğunu söyleyen Doç. Dr. Küey, “Konferansa, dünyadan 60’ın üzerinde ülkeden, bine yakın bilim insanı katıldı. Bilimsel programda, “yeme bozuklukları”, “antidepresan ilaçların depresyon tedavisindeki tartışmaları”, “hamilelik ve doğum sonrası depresyon”, “toplumsal eşitsizlikler ve ruh sağlığı ilişkileri”, “savaş ve çatışma ortamında ruh sağlığı”, “kentleşme ve ruh sağlığı ilişkileri”, “göç ve ruh sağlığı”, “intihar yaygınlığı ve önlenmesi” gibi önemli ve güncel birçok konu tartışmaya açılıyor” dedi.
Çernobil kazası kürtaj oranlarını arttırdı
Doğal afetler sonrası toplum sağlığının korunmasına yönelik olarak Dünya Psikiyatri Birliğinin 2008’de bir çalışma başlattığını dile getiren Dünya Psikiyatri Birliği (WPA) Başkanı Prof. Dr. Mario Maj, “Bu konuda temel olarak iki stratejinin benimsenmiştir. Bunlardan birisi “eğiticilerin eğitimi”, diğeri de bu konuda uzmanların duyarlılığını artırmaktır. 2009’da Cenevre’de, Dünya Sağlık Örgütünün katkılarıyla bir eğitim kursu düzenlendi. Bu eğitimi alanların afet gibi durumlarda toplum sağlığına yönelik çalışmalar yapmak üzere kendi ülkelerinde meslektaşlarına eğitim veriyorlar” dedi.
En son Japonya’da deprem, tsunami ve nükleer felaket olmak üzere peşi sıra 3 büyük afet yaşandığını dile getiren Prof. Dr. Maj, globalleşmenin sonucu olarak bir ülkede yaşanan felaketin dakikalar sonra o ülkeye en uzak noktadaki insanlar tarafından bile duyulduğunu söyledi. Nükleer felaketlerin ne kadar uzak da olsa insanlar açısından travmatize edici olduğuna işaret eden Prof. Dr. Mario Maj, Çernobil felaketinden sonra İtalya’da kürtaj oranlarının çok arttığını belirtti.
Afet durumlarında toplumun ruh sağlığına yönelik çalışmaların o bölgenin özellikleri göz önüne alınarak düzenlenmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Maj, sözlerini şöyle noktaladı: “Birçok yardım kuruluşunun içine düştüğü hata, afet bölgesine apar topar gitmek… Bunlardan bir kısmı ya geri döner bir kısmı da bakım gerektiren bir duruma düşer. Örneğin Haiti depreminde oranın lokal dillerini iyi bilen uzman çalışması örgütledik. Japonya’da ise başta nükleer afetlerde, Çernobil’de çalışmış bir uzman görevlendirildi. Deprem gibi doğal afetler, kadınları ve çocukları daha çok etkiler. Bu nedenle Japonya’da pratisyen hekim, çocuk doktoru, kadın doğum doktoru gibi birçok alandaki uzmanlar nükleer afetlerin ruh sağlığı üzerindeki etkileri konusunda eğitilmektedir. Japon devleti de bu konuya çok ciddi destek veriyor.”
                                                              (http://www.medikalakademi.com.tr/)'dan alıntıdır

Diyabet damarlarda sertleşme ve daralmaya neden oluyor

 
duhan-fatih-bayrak21. yüzyılın en büyük sağlık sorunlarının başında hiç kuşkusuz diyabet ve kalp rahatsızlıkları geliyor. Öyle ki önümüzdeki 10 yılda dünyadaki her 100 kişiden 4’ünün diyabet hastası olacağı tahmin ediliyor. Bu artışın en önemli sebepleri ise şehir yaşamının beraberinde getirdiği sağlıksız beslenme, hareketsiz bir hayat ve sonucunda ortaya çıkan fazla kilolar. Ayrıca 45 yaşın üzerinde olmak, genetik faktörler, bozulmuş açlık kan şeker düzeyleri ve gebelik diyabeti de uzun dönemde diyabet hastası olma riskini artırıyor. Diyabet hastalığı erken dönemde teşhis edilmez ve doğru bir şekilde tedavi edilmezse, görme kaybı, böbrek yetersizliği ve kalp krizi gibi ciddi sorunlara neden olabiliyor. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Duhan Fatih Bayrak, diyabetin kalp sağlığı üzerindeki etkisi ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi veriyor:
Diyabet hastalığı uzun dönem kontrol altına alınmadığında damarlarda yıllar içinde sertleşme meydana geliyor. Damar sertliği bu hastalarda kalp krizini beraberinde getiriyor. Ateroskleroz denilen damar sertliği yani damar tıkanıklıkları diyabet kaynaklı kalp hastalıklarının başını çekiyor. Diyabet, endotel denen damar içindeki hücre örtüsünün yapı ve fonksiyonunu bozduğundan damar sertliği daha hızlı ve kolay oluşuyor. Tüm vücut damarlarında daralmalar oluşuyor. Damar daralmaları kalpte meydana geldiğinde krize, boyunda inme ve felçlere, böbrekte ciddi kontrolsüz yüksek tansiyona, bacakta ise, ayak ve bacak kesilmesine kadar gidebilen kanlanma bozukluklarına neden olabiliyor.
Düzenli diyet ve takiple diyabet kontrol altına alınıyor
diyabet-kontrolTedavisi çok daha komplike olan bu hastalıkların önüne geçebilmek için öncelikle şeker hastalığının tanısının erken dönemde konulması gerekiyor. Sonrasında ise düzenli diyet ve doktor tavsiyesinde alınan ilaçlarla kan şekerinin ideal düzeyde tutulması şart. Ayrıca tansiyon ve kolesterol seviyelerinin kontrol altına alınması ve sigara içilmemesi de alınması gereken önlemler arasında yer alıyor. Diyabetli hastalarda yüksek tansiyon ve kolesterol sağlıklı insanlara oranla çok daha önemli. Diyabet zaten atardamarlarda yapı ve fonksiyon bozukluğuna neden oluyor. Buna kolesterol yüksekliği ve yüksek tansiyon gibi ek risk faktörlerinin eklenmesi, damar sertliği riskini çok arttırıyor. Koroner kalp hastalığı risk faktörlerinin sayısı arttıkça da hastalık riski yükseliyor.
Diyabet hastalarına bypass ve stent çok sık uygulanıyor
Diyabet hastalığı olanların yılda en az bir kez kalp kontrolünden geçmesi, rutin muayene, EKG, kan tahlilleri ve gerekli görüldüğünde ekokardiyografi ve efor testi ile değerlendirilmeleri birçok hastalığın önüne geçilmesinde önemli bir etken. Diyabet kontrol altına alınamadığında damar hastalığının ilerlemesi kaçınılmaz hale geliyor. Özellikle diyabet hastalarında koroner kalp hastalıkları çok daha sık görülüyor ve dolayısıyla da bypass ameliyatları çok daha sık uygulanıyor. Ayrıca diyabet hastalarında sık olarak stent uygulamalarına da gerek duyuluyor.
Oranları düşürmenin yolu çocuklara doğru beslenme alışkanlığı kazandırmak
cocuk-saglikli-beslenmeDiyabet hastalığının görülme oranlarındaki önlenemez yükselişe dur diyebilmek için anne babaların beslenme ve fiziksel aktivite konusunda çocuklarına örnek olması gerekiyor. Özellikle fast food’tan uzak durulması, karbonhidrat içeriği yüksek besinlerin mümkün olduğunca az tüketilmesi, şeker içeriği yüksek gazlı içeceklerden uzak durulması ve düzenli spor yapılması gibi basit önlem ve alışkanlıklar uzun dönemde diyabet riskini önemli oranda azaltıyor.
                                                 (http://www.medikalakademi.com.tr/)'den alıntıdır

5 adımda kalp krizi riskini azaltma yöntemleri

Rakamlar ortalama her üç erişkinden birinin ölüm sebebinin kalp hastalıkları olduğunu gösteriyor. Nüfusumuzun yüzde 5’i kalp krizi geçiriyor ve hastaların en az 3’te biri aniden kaybediliyor. Ancak bireysel olarak alınan kararlar ve önlemlerle bu rakamlar tersine çevrilebiliyor ve kalp hastalıkları riski azaltılabiliyor. Ülkemizde de en yaygın ve tehlikeli hastalıkların başında yer alan kalp ve damar hastalığıyla ilgili Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan 5 adımda alacağımız hayati önlemleri anlatıyor…

Özellikle çok sıcak bir yaz mevsimini geride bırakırken yine çok konuşulan sağlık konularının başında kalp hastalıkları yer alıyor. Rakamlar, son yıllarda kalp hastalıklarının görülme sıklığının arttığını gösteriyor. En çok dikkat edilmesi gereken rahatsızlıkların başında ise koroner kalp hastalığı geliyor. Koroner kalp hastalığı sorunu yaşayan her 100 kişiden 25’i herhangi bir belirti olmadan ani ölümle karşılaşıyor. Koroner kalp hastalıklarının büyük ölçüde diğer kalp sorunlarına da zemin oluşturduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, sorunun temelinde “damar yaşlanması” olduğuna dikkat çekiyor. Dünya Kalp Günü’nde dünyaca ünlü hekim Dr. William Osler’in sözünü hatırlatan Prof. Dr. Koylan, “İnsanlar gerçekte damarlarının yaşındadır” diyor ve ekliyor: “Damarın yaşlanması büyük ölçüde doğumla başlayan bir süreç. İnsanın yaşı ilerledikçe damar sertliğinin de ilerlediğini görüyoruz. Bu açıdan kalp hastalıklarının önlenmesi, aslında yaşlanmanın önlenmesi anlamına da geliyor. Kalp hastalıklarını önlemek istiyorsanız damar sağlığınızı korumalısınız.”
Bugün kalp hastalıkları riskimizi en gerçekçi biçimde öğrenebilmemiz için çeşitli algoritmalar olduğunu belirten Prof. Dr. Koylan, Anadolu Sağlık Merkezi’nde de SHAPE kalsiyum skorlamasını da içeren yöntemler kullanılarak risk analizleri yapıldığını söylüyor. Peki kalp hastalıkları riskimizi düşürmek için ne yapmamız gerekiyor? Yaş, cinsiyet ve aileden gelen özellikler değiştiremeyeceğimiz risk faktörleri arasında yer aldığına göre, değiştirebileceğimiz risk faktörleri neler? Kalp hastalıklarından korunmanın başlı başına bir risk mücadelesine dönüştüğünü söyleyen Prof. Dr. Koylan, bunun için alacağımız 5 büyük kararı açıklıyor:

1- Şekeri bırakın

Pratik olarak vücudumuzun şeker ihtiyacı diye bir kavram olmadığını belirten Prof. Dr. Koylan ihtiyaç duyulduğunda vücudun kendisinin şekeri diğer gıdalardan tedarik edebileceğini söylüyor. Fazla şeker tüketiliyorsa bunu olabildiğince düşük miktarlara çekmek gerekiyor. Şeker hastası olmayı engellemek kalp hastası olma riskinizi de azaltıyor. Öte yandan şekeri bırakarak, şekerin yaratacağı fazla kiloyu ve obezite riskini de engelleyeceğimize dikkat çeken Prof. Dr. Koylan kalp hastalıklarından büyük oranda korunacağımızı belirtiyor.

2- Tuzlu gıdaları alışveriş listenizden çıkarın

Aşırı tuz tüketimi yüksek tansiyona neden olarak kalp sağlığımızı tehdit ediyor. Gün içinde tükettiğimiz tuzun üçte ikisi endüstriyel gıdalardan geliyor. Ürünlerin etiketlerini incelemeyi mutlaka bir alışkanlık haline getirmemizi belirten Prof. Dr. Kolyan “Sofraya tuzluk koymayın, az tuzlu peynir ve zeytin alın. Market alışverişlerinizde sürekli aldığınız gıdaları tuz açısından da inceleyerek zararlı olabilecekleri alışveriş listenizden çıkarın” diyor.

3- Sigarayla “sonsuza dek” vedalaşın

Sigara içmeyi bırakmak kalp hastalıkları riskini ciddi oranda azaltıyor. Özellikle kadınların bu konuda daha çok önlem alması gerekiyor. Çünkü sigara, menopoz öncesi kadınlarda kalp hastalıkları riskini 4-5 kat artırıyor.

4- Ölçülü beslenmeye çalışın

Aşırı gıdadan kaçınmamız, tüketimimize dikkat etmemiz gerekiyor. Alınması gereken ideal oranlar %50-60 karbonhidrat, %20-30 protein ve %10-15 yağ olarak belirtiliyor. Proteinlerin üçte ikisini bitkisel gıdalardan almakta fayda olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Kolyan hayvansal proteinde de balığa daha fazla yer vermemiz gerektiğini söylüyor. Kızartma derecesine kadar kızdırılan her yağda trans dönüşüm oluyor. Bu nedenle yağı mümkün olduğunca çok kızdırmadan kullanmak gerekiyor.

5- Her fırsatta hareket edin

Düzenli olarak spor yapmak gerekiyor. Her akşam yarım saatlik yürüyüşler bile kalp sağlığı için büyük önem taşıyor. Dans etmek, bahçeyle uğraşmak, alışveriş için markete yürüyerek gitmek, kısaca günlük hayatımızda hareketli olmamız gerekiyor.
                                                  (http://www.medikalakademi.com.tr/)'dan alıntıdır

Kalp krizine karşı hayat kurtaran uyarıcı belirtilere dikkat edilmeli!

Dünyada ani ölüm nedenleri sıralamasının en başında kalp hastalıkları geliyor. Kalp damarlarında ani tıkanma sonucu ortaya çıkan kalp krizi ise bazen şiddetli göğüs ağrısı ile gelirken bazen de terleme ve bulantı ile kendini gösterebiliyor. Kalp krizine acil müdahale etmek ve hayati tehlikeyi önlemek için belirtilerin tanınması ve kriz anında vakit kaybedilmemesi büyük önem taşıyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Suat Altınmakas, kalp krizine karşı alınması gereken önlemler ile ilgili bilgi verdi.

30’lu yaşlardan sonra kalp sağlığınıza 2 kat özen gösterin

Kalp krizi, temel olarak erişkin yaş grubunda, çoğunlukla da 30’lu yaşlardan itibaren görülmeye başlamaktadır. Yaşın ilerlemesi ile sıklığı da artan bu durum, ani ölümlerin en önemli nedeni olarak bilinmektedir. Erkeklerde kadınlara oranla daha çok olarak görülmesine karşın, menopoz sonrası kadınlarda rastlanma sıklığı gün geçtikçe artarak erkeklerle benzer seviyeye gelmektedir.

Bu belirtilere dikkat!

Ani başlayan şiddetli göğüs ağrısı, nefes darlığı bazen de fenalık hissi ve bayılma belirtileri, kalp krizini işaret etmektedir. Bu yakınmalara aşırı terleme, bulantı ve kusma sıklıkla eklenmektedir. Kalp krizinde en sık görülen göğüs ağrısı yakınması, genelde hastalar tarafından “göğsün ortasında sıkıştırıcı tarzda” olarak tanımlanır. Bu ağrı daha çok sol kola, bazen her iki kola, boyna, alt çeneye ve karnın üst kısmına yayılabilir. Ağrı çoğunlukla çok şiddetli olup, hastalar bunu ”Sanki göğsümün üzerinde bir fil oturuyor” gibi sözlerle ifade ederler. Bazen hastalar hiç ağrı hissetmeden yeni başlayan nefes darlığı ve çabuk yorulma yakınması ile doktora başvurabilirler. Bu duruma genellikle diyabet hastalarında ve yaşlılarda rastlanmaktadır. Hastaların bir kısmında ise kalp krizi çok hızla gelişip henüz hastaneye ulaşılamadan saatler içinde ölüme neden olabilmektedir.

Kalp krizine dur demek elinizde

Kalp krizi acil müdahale edilmesi gereken bir durumdur. Müdahale zamanında yapılmadığında hayati risk oluşturur ya da kalbe ağır hasar verir. Bu nedenle hastalığa yakalanma sıklığını artıran durumlar ve alınabilecek önlemleri bilmek gerekmektedir. Kalp krizine zemin hazırlayan nedenler; yüksek tansiyon, şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği, ailede kalp krizi öyküsünün bulunması, sigara kullanımı, yaş, obezite ve hareketsiz yaşam tarzı şeklinde sıralanabilir.

Düzenli kalp muayenesini ihmal etmeyin

30’lu yaşlardan itibaren herkesin yıllık doktor kontrolü yaptırması ve kalp krizine yol açan risklere sahip olup olmadığını öğrenmesi gerekmektedir. Risk faktörlerinin birinin, çoğunlukla da birden fazlasının bir insanda olması, son derece sık görülen bir durumdur. Bu tür risk faktörleri veya ailevi olarak kalp hastalığına yatkınlığı olanların, kalp yönünden daha sık ve daha kapsamlı olarak değerlendirilmesi, ilerde karşılaşılabilecek sorunlara karşı önlem alınmasını kolaylaştıracaktır.

Sigarasız ve hareketli bir hayat krizden koruyor

Son yıllarda çığ gibi artan şeker hastalığı ve sinsi seyreden hipertansiyona karşı dikkatli olmak gerekmektedir. Obeziteden kaçınmak, düzenli egzersiz yapmak, sigara kullanılıyor ise bunun bırakılması ilk alınacak önlemler olmalıdır. Belirtilen risk faktörlerinin ailevi yatkınlık dışında tedavi edilebilir durumlar olduğu, bu tedaviler ile kalp krizi riskinin ciddi anlamda azaldığı unutulmamalıdır.

Zamanla yarış çok önemli

Kalp krizi belirtileri hissedildiği anda acil olarak hastaneye gidilmesi gerekmektedir. Erken müdahalede tıkalı olan damarın hızla tespit edilip açılması, kalp krizi nedeniyle olabilecek hasar ve sorunları en aza indirecektir. Acil polikliniklerde kalp elektrokardiyografisi ve basit kan testleri ile bu tanıya ulaşmak ve gerekli tedaviyi başlatmak mümkündür.
                                     (http://www.medikalakademi.com.tr/)'dan alıntıdır

Kalp krizine karşı yeni bir uyarı belirteci keşfedildi

Caspase-3 p17 adlı bir protein düzeyinde artış önemli bir kalp krizi uyaranı
Connecticut Üniversitesi Sağlık Merkezi araştırmacıları, kan dolaşımındaki bir protein parçasının kalp krizininöngördürücüsü olabileceğini saptadılar. Pat ve Jim Calhoun Kardiyoloji Merkezi Direktörü Dr. Bruce Liang’ın liderliğinde yapılan çalışma, Journal of the American College of Cardiology’de yayımlandı. Araştırmacılar, kalp krizi geçiren hastaların kanında Caspase-3 p17 olarak bilinen bir protein düzeyinde artış olduğunu saptadı.
Dr. Liang, yeni bir kalp krizi belirteci bulduklarını ve apoptozun veya hücre ölümünün kalp kasına zarar verdiğini keşfettiklerini açıkladı. Basit bir kan testi ile kalp krizi önceden anlaşılabilirse, apoptozu önleyecek yeni tedavilerin geliştirilebileceğini ve bu sayede hastaların tedaviye erken başlayabileceklerini ve kalp kası ve kalp fonksiyonunun korunabileceğini belirtti. Araştırmacılar, bu test başarılı olursa, kalp krizi tanısı ve muhtemel yeni tedavilerin geliştirilmesi için yeni bir yol açılacağını ifade etti.
                                                     (http://www.medikalakademi.com.tr/)'dan alıntıdır

Kalp krizinin teşhisi için yeni bir kan testi geliştirildi

Journal of Molecular and Cellular Cardiology dergisinde yayımlanan bir çalışmaya göre, yeni geliştirilen bir kan testiyle kalp krizinin teşhisi mümkün. Loyola Üniversitesi Chicago Stritch Tıp Fakültesi araştırmacıları tarafından yapılan çalışmada, kalp krizinin ardından kardiyak miyozin bağlayıcı protein-C (cMyBP-C) olarak bilinen büyük bir proteinin kana karıştığı öne sürülüyor.
Çalışmanın araştırmacılarından ve Chicago Stritch Tıp Fakültesi Hücre ve Moleküler Fizyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Sakthivel Sadayappan, eski kan testleri ile birlikte kullanıldığında yeni geliştirilen bu testin kalp krizinin teşhisinde faydalı olabileceğini açıkladı. Dr. Sadayappan, bunun bir başlangıç olduğunu vurgulayarak, cMyBP-C’nin kalp krizinin gerçek bir biyobelirteci olup olmadığını anlamak için daha fazla çalışmanın yapılması gerektiğini belirtti.
Göğüs ağrısı şikayetiyle hastaneye başvuran hastaların %60-70’i kalp krizi geçirmez. Bu hastaların birçoğu, kalp krizi olasılığı tamamen ekarte edilene kadar, hastaneye yatırılır. Bu da önemli düzeyde zaman kaybı ve masrafa tekabül ediyor. Küçük değil fakat büyük çaplı kalp krizlerinin teşhisinde elektrokardiyografi yöntemi kullanılır. Bununla birlikte, kalp krizi ile ilişkili, kanda bakılan çeşitli proteinler de vardır. Ancak bu proteinlerin birçoğu kalp fonksiyonlarının doğrudan bir göstergesi değildir. Yükselmiş düzeyler, kalp krizinden ziyade, kas zedelenmesi gibi başka bir hastalığa da işaret edebilir. Kalp spesifik olan ve kardiyak troponin-I adı verilen yalnızca bir protein mevcuttur. Bu protein günümüzde kan testlerinde de kullanılıyor. Ancak bu proteinin kanda görünmesi kalp krizinden en az 4-6 saat sonra mümkün oluyor. Bu nedenle, kalp krizini gösteren başka bir protein aranıyordu.
Loyola Üniversitesi tarafından yapılan araştırma, cMyBP-C’nin kalp krizi ile ilişkili olduğunu gösteren ilk çalışma niteliğine sahip. Bu protein, kalp fonksiyonlarının doğrudan bir göstergesi olarak biliniyor. Araştırmacılar, bu proteinin büyük olması ve kan konsantrasyon düzeylerini artırması nedeniyle, bu proteinin kullanıldığı bir kan testinin geliştirilmesinin yararlı olacağı kanısında. Ayrıca, araştırmacılar çalışma kapsamında kalp krizi geçiren fareler üzerinde de bir çalışma yaptı ve hem insanlarda hem de farelerde cMyBP-C’nin kalp krizini takiben kanda önemli düzeyde yükseldiğini gözlemledi.
Doç. Dr. Sadayappan, cMyBP-C’nin kalp kasını ve yapısını stabilize eden ve kalp fonksiyonlarını düzenleyen büyük bir protein olduğunu açıkladı ve ekledi: “Kalp krizi sırasında koroner arter tıkanır ve kan akışı ve oksijen eksikliği nedeniyle kalp kası hücreleri ölmeye başlar. Kalp hücreleri ölürken cMyBP-C de parçalara ayrılır ve kana karışır.”
Araştırmacılar, ileride yapılacak çalışmalardan bu proteinin dolaşım sistemindeki yarılanma ömrü, pik konsantrasyon düzeyleri ve salınım süresine ilişkin verilerin elde edilebileceğini söyledi.
                                                              (http://www.medikalakademi.com.tr/)'dan alıntıdır

Kalp krizi riskini azaltan aşı geliştirildi!

Yeni aşı karaciğerde bulunan bir genin sebep olduğu kolesterol seviyesinin yükselmesini önlüyor. Bu da kalp krizi riskini büyük oranda düşürüyor. Harvard Kök Hücre Enstitüsü’nden bilim adamları, sadece bir kez uygulanarak kalp krizi riskini azaltan bir aşı geliştirmeyi başardı. Telegraph Gazetesi’nin haberine göre bu yeni aşı insan karaciğerinde bulunan PCSK9 genine müdahale ederek kalp damar sisteminde bu genin sebep olduğu kolesterol seviyesinin yükselmesini önlüyor. Bu da kalbe giden kan akışının bozulmasını engelleyip kalp krizi riskini azaltıyor.

Enstitü adına konuşan Dr. Kiran Musunuru, “Söz konusu genin çalışmasında meydana gelen bozukluk kandaki kolesterol seviyesinin artmasına yol açıyor. Ancak çalışmalarımız sonucu dünyadaki insanların yüzde 3’ünün bu genin değişime uğramış özel bir şekline doğuştan sahip olduklarını ve bu gen çeşidinin kandaki kolesterol oranını otomatikman düşük tutmaya programlanmış olduğunu fark ettik. Bu sayede bu insanların doğal olarak kalp krizine yakalanma riskleri yok denecek kadar az. Amacımız bu yeni aşı ile insanların çoğunluğunda bu özel geni yaratmaya çalışmak” dedi.
FARELERDE İŞE YARADI
Uzmanlar, fareler üzerinde yapılan ilk deneylerde bu yöntemle kandaki kolesterol seviyesini yüzde 40 oranında düşürmeyi başardı. Uzmanlara göre, bu aşının sadece bir kez kullanılması ile kalp krizi riskinin önüne kalıcı olarak geçilebilecek ve 10 yıl içinde aşı yaygın olarak kullanılmaya başlanabilecek.
                                                                       (http://www.medikalakademi.com.tr/)'dan alıntıdır

Kalp Krizi Belirtileri Nelerdir?

Miyokard enfarktüsü veya koroner tromboz olarak da bilinen kalp krizi, kalp kasının bir kısmı oksijensiz kalarak öldüğünde meydana gelir. Kalp krizi genellikle koroner arterlerden (kalbinize giden kan damarları) birinde meydana gelen bir kan pıhtısının kalbinize giden kan beslemesini engellemesi sonucu meydana gelir. Bu engellemeye zaman zaman koroner arter spazmı (ani daralma) da neden olabilir. Kalp krizinin görülme riski arterlerinizin daralması halinde çok daha yüksektir. Arterler genellikle arter duvarlarında biriken yağlı artık maddeler nedeniyle daralır.

Kalp Krizi Belirtileri Nelerdir?

Kendinizin veya tanıdığınız birinin kalp krizi geçirdiğinden şüphe ediyorsanız derhal 112’yi arayın. Beklemeyin.

Kalp Krizinde En Önemli Belirti Göğüs Ağrısıdır

Göğüs kemiğinin arkasındaki göğüs ağrısı kalp krizinin en önemli belirtisidir; fakat, özellikle diyabet hastalarında ve yaşlılarda, bu ağrı çok belirsiz olabilir yada hiç hissedilmeyebilir (sessiz kalp krizi)
Gögüs ağrısı beş dakika ila birkaç saat sürebilir. Gezinmek, pozisyonunuzu değiştirmek veya dinlenmek ağrıyı dindirmez veya hafifletmez. Ağrı sürekli veya gel gitler şeklinde olabilir. Ağrı yorulunca veya heyecanlanınca oluyor, dinlenince geçiyorsa koroner damarlarla ilgili olma ihtimali çok fazladır.
Koroner damarların daralması veya tıkanması sonucu oluşan göğüs ağrısı, sıklıkla ağır bir yemekten sonra veya heyecanlı, sinirli, üzüntülü bir durumdayken, bazen de yorucu bir iş, yürüyüşle meydana gelir.
Ağrı sıklıkla göğüsten omuz yada kollara, ense, dişler, çene, karın veya sırta doğru yayılır. Bazen ağrı sadece bu bölgelerden birinde hissedilir. Göğüs ağrısı kalp krizini işaret etse de bazı hastalarda karnın üst kısmında mideye vuran bir ağrı da oluşur. Bu durumda oluşan bu rahatsızlığın mideyle ilişkili olduğu sanılarak hasta tarafından önemsenmeyebilir.
Ancak, göğüste hissedilen ağrıların hepsi kalp kaynaklı olmayabilir. Kas, kaburga, omurga, yemek borusuna ait ağrılar da göğüste hissedilebilir.
Kalp Krizinde Göğüs Ağrısının Özellikleri
  • Ağrı 20 dakikadan fazla genellikle saatlerce sürer ve genelde dinlenme yada nitrogliserinle geçmez
  • Ağrı, şiddetli ve künt vasıftadır. Fakat keskin veya belirsiz olabilir,
  • Ağrı, sıkıştıran, ağırlık, baskı yapıcı tarzda olabilir,
  • Göğüste daralma  ve baskı hissi uyandırabilir,
  • Hazımsızlık olarak da hissedilebilir. Beraberinde sıklıkla soğuk terleme ve ölüm korkusu da vardır.

Kendi başına ya da göğüsteki ağrıyla birlikte hissedilebilen diğer kalp krizi belirtiler şunlardır:

  • Ağrı
  • Kalp krizine bağlı nefes darlığı: (özellikle yaşlı hastalarda kriz, nefes darlığı ile ortaya çıkabilir): Nefes darlığının ani artışı akciğerden çok kalp hastalığını düşündürür. Yatarken gelişen nefes darlığı daha çok sol kalp yetersizliği veya mitral kapak hastalığı olan kişilerde görülür.
  • Kalp krizi belirtisi olan öksürük: Kalp hastalıklarında görülen öksürük, yorulmakla ilişkili ve kesik kesiktir. Hırıltılı solunum, çarpıntı ve nefes darlığı da birlikte olabilir. Geceleri uykudan uyandıran ve kalkıp oturmakla geçen öksürük, kalp yetersizliği belirtisidir.
  • Kalp krizi belirtisi yorgunluk ve halsizlik: Koroner arterlerinde yaygın daralmalar ve tıkanıklıklar olan hastalarda da, eforla birlikte ciddi yorgunluk hissi olur.
  • Kalp krizi belirtisi kalpte çarpıntı: Bazen çarpıntılar krizler halinde gelir. Krizler kendiliğinden geçebildiği gibi, çok uzun sürebilir.
  • Baş dönmesi ve sersemleme,
  • Kalp krizi belirtisi olan bayılmakalp debisindeki(atım hacmi) ani düşüşe bağlı olarak gelişen yetersiz beyin kan akımına bağlı geçici şuur kaybı oluşabilir.
  • Mide bulantısı ve kusma,
  • Sıkıntı hissi
Bu belirtiler, 100 kişiden ancak 75-80’inde görülür. Geri kalan yüzde 20’lik kısım, ‘sessiz kalp krizi’ denilen ve belirti vermeden ortaya çıkan bir durumdur. Bu % 20’lik oranda bazen ilk belirti ölüm olabilir.

Kalp Krizi Esnasında Acil Müdahale

Ölümlerin yarısı kalp krizi başladıktan sonraki ilk saat içinde ortaya çıkar. Bu sebeple kalp krizi acil bir durumdur. Hastaneye yatmayı ve yoğun bakımı gerektirir. Çünkü ölümcül ritim bozuklukları (aritmiler) kalp krizinin ilk bir kaç saatinde ölümün başlıca sebebidir.
Tedavinin amaçları kalp krizinin ilerlemesini durdurmak, kalp hasarını en az düzeyde tutmak, iyileşebilmesi için kalbin taleplerini azaltmak ve komplikasyonları önlemektir. Zaman geçtikçe ritim bozukluklarından yaşamı yitirme ihtimali artacak ve harap olan kalp kası miktarı artacaktır. Harap olan kalp kasının telafisi yoktur. Kalp krizinde “ZAMAN=KALP KASI” demektir.

Kalp krizi şüphesi durumunda yapmanız gerekenler

Kalp krizi esnasında yalnızsanız

Kişinin kalp krizi geçirdiği esnada tıkalı olan damarını açabilmek için yapacağı bir müdahale yoktur. Bunun yanında;
  • Öncelikle ağrı başladığı anda telefonla yakınlarınızı arayarak durumu haber verin.
  • Bulunduğunuz yerin kapısını aralık bırakın. Bu, yardıma gelecek olan kişinin işini kolaylaştırmış olur.
  • Kuvvetli öksürük geçici olarak kan akımını artırabilir. Yeni başlamış bir pıhtıyı yerinden sökme ihtimali çok düşük olsa da burun deliklerinizi kapatarak kuvvetli biçimde öksürün.
  • Evde aspirin varsa, bir bardak su ile alın.
  • Bunun dışında kesinlikle bir şey yiyip içmeyin.
  • Pencereyi açarak odaya oksijen girmesini sağlayın.
  • Yardım gelmesini, yatarak ya da oturarak bekleyin. Kesinlikle ayakta beklemeyin. Çünkü kalp krizi ile hastaneye gelen bir hastanın bir travma sorunu olmaması gerekir. Eğer kişi düşerek başını çarpmışsa, kalp krizi ile ilgili yapılacak tedaviler, başa alınan darbe nedeniyle yapılamayabilir.
  • Ağrıyı azaltmak için egzersiz yapmayın.
  • Soğuk ya da sıcak suyun altına kesinlikle girmeyin. Özellikle soğuk su böyle durumlarda çok tehlikelidir. Çünkü kalp damarlarını büzer ve tıkalı olmayan damarların da daralmasına neden olabilir.
  • Telefon konuşması esnasında ve daha sonra eve gelen doktorla olan konuşmanızda da kalp enfarktüsü şüphenizi anlatın. Kadınların kalp krizi durumunda, erkeklere nazaran daha farklı belirtiler gösterdiği unutmayın
  • Kendinizi mümkün olduğunca hızlı bir biçimde uygun bir kliniğe havale ettirin. Her dakika önemlidir.
Bir kalp enfarktüsünde, kalbin etrafını saran damarlardan (koroner arter) bir tanesi tıkanır. Müdahalenin amacı tıkanan kan damarını en hızlı biçimde açmak, böylece damarda kanın tekrar akmasını sağlamaktır.

Bir kişi yanı başınızda kalp krizi geçirdiyse;

  • Sağlık deneyiminiz yoksa kalp krizi geçiren birine müdahale etmeyin, başka hastalara veya kendinize ait kalp ilaçlarını vermeyin.
  • Hemen ambulans yardımı isteyerek hastayı en yakın tam donanımlı bir hastaneye ulaştırın.
  • Bu esnada, kalp krizi geçiren kişiyi uygun bir yere yatırın
  • Ayaklarını kalp seviyesinin üzerine kaldırarak, kalbe daha çok kan akışının olmasını sağlamaya çalışın
  • Üzerindeki sıkı olan kıyafetleri gevşetmek, kravatı çözmek gibi yardımlarda bulunun
  • Önemli olan, hastayı tetkik ve tedavilerinin, yerinde ve uygun şekilde yapılabileceği bir hastaneye ulaştırmanızdır

Kalp Krizi Geçiren Hastaların hastaneye ulaştırılması

Hastane dışında kalp krizinden olan ölümlerin 2/3’ü krizin başlangıcından birkaç dakika içinde olmuştur. Bu nedenle canlandırma, işlemlerinin çabukluğuna bağlıdır. Tehlikede olan kalbin kurtarılması ve kalp kasının durmuş kan akışından en az zararla çıkması için gecikme minimuma indirilmelidir. Hastanın tam teşekküllü bir hastanenin acil bölümüne getirilme süresi mümkün oldukça kısaltılmalıdır. Bütün amaç hastanın en iyi tedavi edileceği yere ölmeden ulaştırabilmektir

Kalp Krizi ve Kalp hastalıklarında  Risk Faktörleri

  • Yaş (erkeklerde >45, kadınlarda >55)
  • Ailede kalp hastalığı öyküsü (birinci derece akrabalardan erkekte 55, kadında 65 yaşından önce koroner arter hastalığı öyküsü)
  • Sigara içmek
  • Yüksek kan basıncı (Hipertansiyon/ kan basıncı 140/90 mmHg’ ın üzerinde olması)
  • Hiperkolesterolemi (total kolesterol 200 mg/dl’ın üzeri, LDL-Kolesterol 130 mg/dl’ın üzeri)
  • Düşük HDL-kolesterol değeri (<40 mg/dl)
  • Diabetes mellitus
  • Şişmanlık
  • Stresle baş edememe
  • Fazla alkol tüketimi
  • Fiziksel aktivitenin az olması
  • Doğum kontrol hapı kullanımı ( sigara içiliyorsa)
  • Menopoz, özellikle erken menepoz
Kalp damar hastalığı tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yetişkinlerde başta gelen ölüm nedenleri arasındadır. Kalp damar hastalıklarından korunmada ve önlenmesinde risk faktörlerinin yok edilmesi temel yaklaşım olmalıdır.
Kadınlarda kalp krizinde ayrıca bu faktörler önemli rol oynar:
“Kadınlarda en önemli ölüm nedenlerinden biri kalp- damar hastalığı; bu hastalıklardan ölüm oranı meme kanserinden daha yüksektir. Kadınların kalp damarları erkeğinkine göre daha ince bu nedenle spazm geçirme riskleri fazla. Her yıl kadınların yüz de 55’i kalp ve damar hastalıklarından hayatını kaybediyor. Kadınlarda hastalığın seyri erkeklere göre daha kötü ve hastalığa bağlı ölümler de daha fazla görülüyor. Kadınlarda kalp hastalıkları erkeklere göre 10 yıl geç ortaya çıkıyor”
  • Menapoz dönemi başlayıncaya kadar, kadınlık hormonu sizi olası bir enfarktüse karşı korur. Menapozun başlamasıyla birlikte bedende hormon üretimi azalır, bu da bir enfarktüs olasılığını oldukça yükseltir.
  • Özellikle hormon dengesi bozuk, adet kanamaları düzensiz ve adet kanamaları erken kesilen kadınlar için, risk daha fazladır
  • Hem sigara içen, hemde çocuk koruma hapı kullanan kadınlarda da, üstelikte fazla kilolu iseler, enfarktüs geçirme riski fazladır.
  • Kalp enfarktüsünden günler veya haftalar önce, “kalp sıkışması” (Angina pectoris) belirtileri görülür.

Kalp Krizi Risk Faktörlerinin Yok Edilmesinde Temel Yaklaşımlar

  • Küçük yaşlardan itibaren sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazandırılması, kalp hastalıklarından korunmada ve önlenmesinde temeldir. Kan lipit profilini olumlu yönde etkileyecek sağlıklı beslenme alışkanlığının kazanılması (diyetin toplam doymuş yağ içeriğinin azaltılması amacıyla, hayvansal yağların ve kırmızı et tüketiminin azaltılması, sebze, meyve ve tam tahıl tüketiminin dolayısıyla posanın artırılması) önemlidir.
  • Her yaş grubunda egzersiz yapma alışkanlığının kazanılması önemlidir.
  • (Yirmi yaşla birlikte) hiperlipidemi ve hipertansiyonun kontrolüne ilişkin olarak kan lipit ve kan basıncı değerleri belirli araklıklarla kontrol ettirilmelidir.
  • Kalp damar hastalıkları için çok önemli bir risk faktörünü ortadan kaldırmak açısından sigaranın bırakılması önemlidir.
Kalp hastalıklarının yüksek kan kolesterol düzeyi ile ilişkili olduğu ve kan kolesterol düzeyinin düşürülmesinin kalp hastalıkları görülme riskini azalttığı bilinen bir gerçektir. Kan kolesterol düzeyi yükseldikçe, kalp hastalığı oluşma riski de artmaktadır.

Kalp Sağlığında Kolesterolün Rolü nedir?

Hayvansal kaynaklı besinlerde ve tüm hücrelerde bulunan mum yapısında yağ benzeri maddelerdir.
Kan Kolesterolü: Kan dolaşımında bulunur. Kandaki kolesterolün çoğunu vücudunuz kendi üretirken geri kalan kısmı da besinlerle alınan kolesterol oluşturmaktadır.
Diyet kolesterolü: Bitkisel kaynaklı besinler yağ içerseler bile kolesterol içermezler. Kolesterol yalnızca hayvansal kaynaklı besinlerde bulunmaktadır.
İyi Kolesterol/ Kötü Kolesterol nedir? Kolesterol, kanda çözünebilmesi ve taşınması için karaciğerde lipoproteinlerle birleşir. Yani paket edilerek taşınır. Bu lipoproteinlerden:
HDL kolesterol (iyi kolesterol): HDL dokulardaki kolesterolü toplayarak dışarı atılmasını sağladığı için iyi kolesterol olarak bilinir. Yalnızca vücutta bulunur, besinler içerisinde bulunmaz.
tablo1LDL kolesterol (kötü kolesterol):Kolesterolü dokulara taşıyarak arter ve diğer kan damarlarının duvarlarında birikmesine neden olduğu için LDL, kötü kolesterol olarak da bilinir. LDL yalnızca vücutta bulunur, besinler içerisinde bulunmaz.
Kanda toplam kolesterol ve LDL kolesterolünün yüksek olması, HDL kolesterolünün düşük olması, kişi için risk faktörüdür. Bu riske sahip hastalarda kalp krizi, felç, damar tıkanması, böbrek yetmezliği gibi hastalıkların oluşum riski daha fazladır. Kanda aşırı miktarda bulunan kolesterol yavaş yavaş damar duvarında birikir. Bu birikim sonucu o damarda daralma, tıkanma ortaya çıkar. Kolesterol hangi damarda birikmişse o damarla ilişkili sorunlar ve hastalıklar ortaya çıkmaktadır. Kan lipit profili (normal-sınırda-yüksek) Tablo 1’de gösterilmiştir.

Kan kolesterolü neden yükselir?

Kanda kolesterol düzeyini etkileyen çok sayıda faktör vardır. Kalıtım, beslenme alışkanlıkları/besinler, şişmanlık ve stres gibi faktörler total kolesterol ve LDL kolesterolünü yükseltmektedir. Kolesterole duyarlı bazı insanlarda yüksek kolesterollü diyet, total kolesterol ve LDL kolesterol düzeylerini önemli derecede yükseltir. Fakat toplam yağ, özellikle doymuş yağlar, birçoğumuz için çok önemli olan kolesterol yükseltici etkiye sahiptir.
Beslenmenizde yer alan yağ türleri ve yağ asitleri bileşimi kan lipit profilini (kolesterol, HDL, LDL, trigliserit düzeylerini) etkiler. Doymuş yağı yüksek oranda içeren diyetlerle kan kolesterol düzeyi artarken, tekli doymamış yağların kullanımı ile HDL kolesterol yani iyi kolesterol artmaktadır.
HDL Kan Kolesterol Düzeyinin Yükseltilmesi: En iyi yol, fiziksel aktivitenin arttırılmasıdır. Ayrıca eğer birey şişmansa, vücut ağırlığının azalması, HDL kolesterol düzeyini olumlu yönde etkilemektedir . Diyette toplam yağ tüketiminin (enerjinin % 30′ unu geçmemek üzere) azaltılması, doymuş yağların yerine tekli doymamış yağların tercih edilmesi, sigara içilmemesi HDL kolesterol düzeyinin artırılmasında önemli faktörlerdir.
LDL Kan Kolesterol Düzeyinin Azaltılması: Toplam diyet yağı azaltılırken, doymuş yağlar yerine doymamış yağların tercih edilmesi, diyet posa miktarının arttırılması, yağ ve kolesterol miktarlarının orta düzeye indirilmesi, düzenli fiziksel aktivite ile vücut yağ oranının azaltılması LDL Koles¬terol düzeyinin düşmesinde etkin başlıca etmenlerdir.

Kalp Damar Hastalıklarından ve Kalp Krizinden Korunmada Beslenme

1-Beslenmenizde yağı azaltın Beslenmenizde toplam yağ tüketimi enerjinin %30′ unu geçmemelidir. Yağ içeren besinler aynı zamanda vücudun ihtiyacı olan diğer besin öğelerini de içerdiği için yağa ihtiyacımız vardır. Ancak sağlık açısından bakıldığında koruyucu olması açısından diyette yağ miktarını (enerjinin %25-30) azaltmak yararlıdır.

Diyette yağı azaltmanın birçok yolu vardır. Bunlar;

  • Yediğiniz tüm besinlerin yağ miktarını dikkate alın. Çok fazla yağ içermeyen sağlıklı bir diyeti sebze ve meyveler, tahıllar, yağsız kırmızı et, derisiz kanatlı hayvan etleri, balık ve düşük yağlı besinlerle oluşturabilirsiniz.
  • Süt ve süt ürünlerinin az yağlı veya yağsız olanlarını tercih edin. Yağı azaltılmış süt ve süt ürünlerinin bileşiminde diğer besin öğeleri açısından hiç fark olmadığı için bu ürünleri tercih etmek koruyucu olmak açısından önemlidir.
  • Beslenmenizde balığa daha çok yer verin. Haftada en az 2 kez tüketilmelidir.
  • Günde en az 5 porsiyon sebze ve meyve tüketin. Sebze ve meyvelerin yağ içeriğinin düşük olmasının yanı sıra posa içeriğinin de yüksek olması kalp damar sağlığını korumada olumlu etki yapmaktadır. Çünkü bazı meyve ve sebzelerin bileşiminde bulunan suda çözünür posa, kolesterol düşürücü etkiye sahiptir.
  • Yağsız dana, koyun eti ile derisi alınmış kanatlı hayvan etlerini tercih edin. Hayvanın sırt bölgesinden alınan ve görünür yağı ayrılabilen etler daha az yağlıdır. Yağsız et, görünür yağları ayrılmış olmasına rağmen hem yağ hem de kolesterol içerir ancak diğer yağlı etlere göre yağı az olduğu için tercih edilir.
  • Tam tahılları ve ürünlerini tercih edin. Günlük enerji gereksiniminizin büyük bir kısmını karbonhidrattan zengin besinlerden karşılarsanız yağ alımınızı azaltmış olursunuz. Ancak burada özellikle kompleks karbonhidratları (kahvaltılık tahıl ürünleri, kepekli, yulaflı ekmekleri, bulgur, makarna, pirinç gibi nişastalı besinler vb.) tercih etmeye çalışın. Yulaf gibi tahıllar çözünür posa da içerdiği için kan lipitlerini düşürücü etkisi vardır.
  • Yemeklerinizde katı yağları az kullanın. Yemeklerinizde margarin, tereyağı, kuyruk yağı, iç yağı gibi doymuş yağlar yerine bitkisel sıvı yağları ( zeytinyağı, ayçiçek yağı, soya, kanola yağı vb.) tercih edin. Tereyağı hayvansal kaynaklı, margarinler bitkisel kaynaklı olmalarına rağmen her ikisi de aynı miktarda yağ içerirler. Bir yemek kaşığı tereyağı veya margarin 12 gramdır ve 100 kalori enerji verir.
  • Satın aldığınız besinlerin etiketleri üzerindeki yağ miktarlarını kontrol edin. Çoğu besinin etiketi üzerinde bulunan besin ögeleri tablosunda enerji, yağdan gelen enerji, toplam yağ, doymuş yağ ve kolesterol miktarlarını okuyun. Ayrıca etiketler üzerinde “az yağlı” veya “yağsız” ifadelerine de dikkat edin. Bu bilgiler alışverişleriniz sırasında size yardımcı olacaktır. Hazır besinlerden düşük yağlı olanları tercih edin.
  • Atıştırmalarınızda (ara öğünlerde) yağ miktarı düşük besinleri tercih edin. Ara öğünlerde bisküvi, kek, pasta, cips gibi yağ içeriği ve enerjisi yüksek besinler yerine enerjisi ve yağ miktarı düşük meyve ve sebzeler, hafif bir kahvaltı, az yağlı süt ve süt ürünlerini tercih edin.
  • Uygun pişirme yöntemlerini seçerek yağ kullanımını azaltın yada yağ kullanmayın. Yemek hazırlama yöntemlerinizi değiştirerek lezzette herhangi bir eksiklik olmaksızın yemeklerinizdeki yağ miktarlarını azaltabilirsiniz. Örneğin besinleri kızartmak yerine, fırında kızartma, haşlama, ızgara, buharda veya mikrodalga fırında pişirme yöntemlerini tercih edin.
  • Beslenmenizde kuru baklagillere daha çok yer verin. Kuru baklagiller yağ, doymuş yağ ve kolesterolden fakir kompleks karbonhidratlar ile posadan zengin bitkisel protein kaynağı besinlerdir. Bu özellikleri nedeni ile kan kolesterolünü düşürücü etkileri vardır.
  • Ev dışında yemek yediğiniz zaman yağsız/az yağlı yemekleri tercih edin. Mönüden yemek seçerken az yağlı besinleri tercih etmek için gördüğünüz yiyeceklerin nasıl yapıldığını sorun yada kızarmış veya soslarla zenginleştirilmiş olanları tercih etmeyin.
Kalp sağlığını korumada diyetin toplam yağ miktarı enerjinin en fazla %30’unu oluşturmalıdır. Günlük Yağ Miktarını Nasıl Hesaplıyoruz? Tabbloda da görüldüğü gibi günlük 2000 kalori tüketen bir kişinin en fazla 67 gram/gün yağ ( %30) tüketmesi sağlıklıdır.
tablo2

1-Beslenmenizde doymuş yağları azaltın. Doymuş yağlar kan kolesterol düzeyini yükselten en önemli faktördür. Diyette doymuş yağ asitlerini günlük toplam enerjinin %7 tüketin. Bu günlük toplam yağ tüketiminin yaklaşık üçte biridir. Diyette toplam yağ miktarının azaltılması, aynı zamanda doymuş yağ tüketimini de azaltacaktır.
2-Doymuş yağlar yerine doymamış yağları tercih edin. Çoklu doymamış yağlar günlük toplam enerjinin % 10′ unu, tekli doymamışlar toplam enerjinin % 15′ ini oluşturmalıdır. Bu hayvansal kaynaklı yağların ve katı yağların yerine bitkisel sıvı yağların (zeytinyağı, kanola, soya, ayçiçek yağı vb.) kullanılması ile sağlanabilir.
3 -Diyetinizde kolesterolü sınırlayın. Günlük kolesterol alımınızı 300 mg’ın altına indirmeniz (eğer kalp damar hastalığı risk faktörleri varsa <200 mg/gün) kalp sağlığınız açısından önemlidir. Doymuş yağ alımının kısıtlanması, diyetle kolesterolün azaltılması kan kolesterol düzeyinin düşürülmesine yardımcıdır. Kolesterol içeren besinlerin diyetten çıkarılması gerekmez, sınırlamak yeterlidir. Süt, peynir, tavuk, balık ve kırmızı et kolesterol içeren besinler olup aynı zamanda vücudun ihtiyacı olan bir çok besin öğesini içermektedir. Karaciğer gibi kolesterol içeriği yüksek sakatatlardan uzak durun.
4- Posa tüketiminizi artırın. Posadan zengin besinlerle beslenmek kan kolesterol düzeyinin düşürülmesine yardımcı olur. Günde en az 5 porsiyon sebze ve meyve tüketimi, haftada 2 kez kuru baklagillerin kullanımı, kepekli, yulaflı ekmeklerin, tam tahıllı kahvaltılık gevreklerin tercih edilmesi günlük posa tüketiminizi artırmanıza yardımcı olur. Günlük posa tüketiminiz 25-30 gm olmalıdır.
5-Daha fazla meyve ve sebze tüketin. Beta karoten, vitamin A ve vitamin C gibi antioksidan vitaminleri yüksek oranda içeren sebze ve meyvelerin tüketimi ile kalp sağlığı arasında olumlu bir ilişki vardır. Bu nedenle sebze ve meyve tüketiminizi arttırın. Diyet tek başına kan kolesterol düzeyini düşürmede tek yol değildir. Diğer bazı yaşam şeklinde değişiklikler de kalp hastalığı riskini azaltır.
6- İdeal vücut ağırlığınızı koruyun, şişmansanız ideal ağırlığınıza ulaşın. Aşırı vücut yağı kalp hastalığı riskini arttırır. Vücutta fazla yağın depolandığı bölgeye göre de kalp sağlığı etkilenir. Karın bölgesinde fazla yağ toplanması kalça ve uyluklarda toplanan yağa kıyasla yüksek oranda kalp hastalıkları ile ilgili risk oluşturur. Bu nedenle ideal vücut ağırlığınıza ulaşmanız (ideal Beden kitle indeksi/BKİ) dışında bel/kalça oranınızın da normal (kadınlarda 0.85 cm erkeklerde 0.90 cm) olması kalp sağlığı açısından önemlidir. Günümüzde şişmanlığın belirlenmesinde beden kitle indeksi kullanılmaktadır.
Bel/kalça oranı erkeklerde 1.0, kadınlarda 0.8 üzerine çıkmamalıdır. Bel/kalça oranı santral (elma tipinde) tipte obezitenin iyi bir göstergesidir. Santral tipte obezitenin kardiyovasküler hastalıkların gelişimi ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Santral tipte obezitesi olanlarda KVH’e diyabet gelişme riski jineoid obezitesi (alt beden obezitesi) olanlara göre daha yüksektir. Santral obezite hipertansiyon, diyabet, insülin direnci, kan şekeri yüksekliği, bozuk lipid profili gibi kardiyovasküler risk faktörlerini de artırmaktadır. Bel/kalça oranı yüksek olan kadın ve erkeklerde hipertansiyon, hipertrigliseridemi, hiperinsülinemi ve glikoz intoleransının daha yüksek olduğu bilinmektedir.
7- Fiziksel aktivitenizi artırın. Kalp sağlığınız için düzenli ve orta düzeyde aktivite önemlidir. Aktif yaşam kan kolesterol ve trigliserit düzeylerinizi normalde tutar, HDL kolestrol düzeyini arttırır, kan basıncını düşürür, stresi kontrol etmeye yardımcı olur, enerji harcayarak vücut ağırlığının kontrol altında tutulmasını sağlar. Daha etkin aerobik aktivite kalp kasını iyi çalıştırır ve kardiyovasküler sistemin daha etkin çalışmasına yardım eder. Günlük 30 dakikalık orta şiddette egzersiz (yürüyüş, yüzme, hafif koşular vb.) kalp sağlığınızı korumada önemlidir.
8- Eğer kan basıncınız yüksek ise (hipertansiyon), kan basıncınızı kontrol altına alın. Kan basıncı kontrolünü zorlaştıran başlıca etmenler; şişmanlık, yüksek yağlı, yüksek sodyum içeren diyet ve aşırı alkol tüketimidir. Yüksek kan basıncı (hipertansiyon) kalp krizi ve felç için risk etmenidir. Vücut ağırlığını korumak, eğer şişmansanız ideal vücut ağırlığına ulaşmak fiziksel olarak aktif bir yaşam şeklini benimsemek sigarayı bırakmak, tuz ve sodyumu (2400mg/gün) orta düzeyde içeren bir beslenme şeklini uygulamak, hipertansiyonu kontrol altına almanızda önemlidir.
9- Sigarayı bırakın. Sigara kalp damar hastalıklarından ani ölümlerde çok önemli bir risk etmenidir. Sigara kan basıncını ve kalp atım hızını arttırır. HDL kolesterol düzeyini düşürür, kanın pıhtılaşma eğilimini arttırır ve ani kalp krizine neden olur.
10- Stresi azaltın. Stres ile kardiovasküler hastalıklar arasındaki bağlantı zayıf da olsa, stresi kontrol etmek; özellikle stresle baş etmek için çok yemek yiyen veya sigara içen kişiler için önemlidir.
11- Alkol tüketiminden kaçının.
Kalp Sağlığını Korumada Genel Beslenme İlkeleri
kalp sağlığını korumak için beslenme
                                              (http://www.medikalakademi.com.tr/)'dan alıntıdır