26 Şubat 2015 Perşembe

Suda çözülen ilaçlar içerdikleri sodyum nedeniyle ölüm riskini 5 kat arttırıyor

British Medical Journal’da yeni yayımlanan bir araştırmaya göre, suda çözülen ilaçlarda yaygın olarak kullanılan yüksek dozdaki sodyum (tuz) hastaların sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor. Araştırmada, efervesan grubuna giren bu ilaçları kullanan kişilerin kullanmayanlara göre, kalp krizi, felç veya damar sorunlarından kaynaklanan ölüm risklerinin 5 kat arttığı saptandı. İngiltere’de yapılan ve 1.2 milyon kişiyi kapsayan araştırmada, yaygın kullanılan suda eriyen ağrı kesici ve diğer ilaçlarda bulunan sodyumun ciddi riskler yaratığı öne sürüldü. Çalışmada, bu ilaç karışımlarının yüksek sodyum oranı nedeniyle yetişkin kişiler için bile risk yarattığı ve tehlikeli sonuçlar doğurduğu uyarısı yapıldı.
1987 ila 2010 yılları arasında bu grup ilaçları kullanan 18 yaş üstü hastaların verilerine dayanan çalışmada, yoğun sodyum içeren bu ilaçları kullanan kişilerde başta hipertansiyon olmak üzere, kalp yetersizliği gibi sorunla karşılaşıldığı ve ölüm oranlarında artış tespit edildiği açıklandı. Araştırmanın yazarları, en az 23 mg tuz bileşeni sodyum barındıran tüm ilaçların etiketlerinde mutlaka ‘ürünün sodyum içerdiğine’ dair bir uyarı açıklaması konması gerektiğine işaret ettiler.
kalp-kiriz-sekilÇalışmada, aynı grup ilaçların sodyum içermeyenlerinden alanlara oranla, çözünebilir ilaçları kullananlarda kalp krizi, felç veya damar sorunlarından kaynaklanan ölüm riski 5 kat arttığı; ayrıca bu hastaların, diğerlerine oranla yüksek tansiyona bağlı rahatsızlık yaşama riski de 7 kat arttığının tespit edildiği açıklandı. Araştırmacılar, sorunun asıl kaynağının da bu risk olduğu yönünde görüş belirttiler. Buna göre, yüksek oranda tuz kullanımı hipertansiyona, hipertansiyon ise kalp krizine neden oluyor. Çalışmanın sonuçlarıyla ilgili İngiltere Kalp Vakfı, tarafından yapılan yazılı açıklamada araştırmanın her gün ilaç kullananlar üzerinde yapıldığına dikkat çekilerek, bu gruptan ilaçları nadir kullananlarda benzer risklerin daha az görülebileceğine işaret edildi.
aspirin-tabletEfervesan gurubunda bulunan ilaçlar suda çözülüyor. Bu ilaçlarda köpürerek çözünmeye yardımcı olan bikarbonat gibi maddeler kullanılıyor ve bu madde daha çok sodyumla eşleştiriliyor. Araştırmada, aralarında reçeteyle satılan parasetamol ve aspirin gibi ilaçların da bulunduğu 24 farklı çözünebilir ilaç incelendi. Çalışmanın yazarları sodyum içeren çözülebilir ilaçların önemli bir kısmının eczanelerde reçetesiz satıldığını hatırlatarak, bu tür ilaçları doğrudan alarak kullanan kişilerin ciddi risk altında olduğunu ve ilaç üreticilerinin sodyum oranını azaltması gerektiğini vurguluyorlar.
                                   (http://www.medikalakademi.com.tr/)'dan alıntıdır

Hareketsiz yaşam ölüm riskini %15 ila %40 arttırıyor

Hareketsizlik ölüme neden olan risk faktörleri arasında 4.sırada
Dünya Sağlık Örgütü raporlarına göre hareketsizlik birçok ülkede hızlı bir şekilde yaygınlaşıyor ve kanser, kalp-damar hastalıkları, obezite, tip2 diyabet, kemik erimesi gibi birçok hastalığın artışına neden oluyor. Bilimsel veriler hareketsizliğin tüm dünyada ölüme neden olan risk faktörleri arasında 4.sırada olduğunu gösteriyor. Avustralya’da yapılan bir araştırmaya göre, günde 8-11 saatini oturarak geçiren kişilerin ölüm riski (obezite, kanser, kalp ve şeker gibi hastalıklarla) %15 artıyor. Günde zamanının 11 saatten fazlasını oturarak geçiren kişilerde ise ölüm riski 4 saatten az oturanlara göre %40 daha fazla! Hareketsizlik, göğüs ve kolon kanseri vakalarının %20-25’i, diyabetin %27’si ve iskemik kalp hastalığının %30’undan sorumlu olarak gösteriliyor.
“Egzersiz İlaçtır” sloganıyla, fiziksel aktiviteyi gündelik yaşamının bir parçası haline getirmeyi hedefleyen Aktif Yaşam Derneği Avustralya’da yapılan ”hareketsizlik” araştırmasının çarpıcı sonuçlarına dikkat çekti. Fiziksel hareketsizliğin dünya üzerinde ölüme neden olan risk faktörleri arasında 4.sırada yer aldığını belirten Aktif Yaşam Derneği Başkanı Prof. Dr. Haydar Demirel, inaktivitenin yılda 3,2 milyon insanın ölümüne yol açtığını söyledi.
Hareketsizlik pek çok kronik hastalığa ve kansere neden oluyor
İnsan yapısının inaktif bir yaşama uygun olmadığının dile getiren Prof. Dr. Demirel, şu bilgileri verdi: “Kentleşme ile gelen iş temposundaki artış ve zamanı verimli kullanma kaygısı ulaşım alışkanlıklarımızın değişmesine neden oldu. Artık bir yerden diğerine ulaşmak için yürümüyor, araba ya da toplu taşıma araçlarını kullanıyoruz. Bu durumda hareket eden aslında biz değil araçlar oluyor. Çalıştığımız ortamlar ve çalışma şeklimiz de değişti. Artık plazalar içerisinde yaşıyor, asansör kullanıyor ve bilgisayar başında uzun vakitler geçiriyoruz.  Üst kattaki iş arkadaşımızla bir konuyu paylaşmak için yanına gitmek yerine telefon veya e-postayı kullanıyoruz. İş gününün sonunda evimize vardığımızda da durum fazla değişmiyor. Gelişen teknoloji ile evlerimize giren çok sayıda TV kanalı, renkli yüksek çözünürlüklü görüntüler uzun süre hareketsiz kalmamız için cazip bir ortam sunuyor.”
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte artan hareketsizliğin pek çok kronik hastalığa neden olduğunu belirten Prof. Dr. Demirel, “Hareketsizlik rahatsızlığın oluşumuna yol açan sessiz bir epidemi olarak kabul ediliyor. Araştırma sonuçlarına göre hareketsizlik, 60 yaş altında 670 bin kişinin erken ölümüne sebep oluyor. Ayrıca göğüs ve kolon kanseri vakalarının %20-25’i, diyabetin %27’si ve iskemik kalp hastalığının %30’unun da fiziksel hareketsizlikten kaynaklandığı bildiriliyor” şeklinde konuştu.
Fiziksel aktiviteleri arttırmanın pratik yolları
Aktif Yaşam Derneği, düzenli egzersiz yapmanın ve hareketli yaşam biçiminin birçok sağlık probleminin önüne geçerek insan ömrünü uzattığına dikkat çekiyor. Prof. Dr. Haydar Demirel gündelik yaşamda yapılacak küçük değişikliklerle sağlanabilecek aktif bir yaşam biçiminin önemine değinerek şu önerilerde bulunuyor:
Dünyada giderek aktif ofis yaklaşımı benimseniyor. Çalışma masaları ve ofis sandalyelerinin dizaynında kişilerin mümkün olduğunca ayakta çalışabileceği veya daha hareketli olabileceği yaklaşımlar benimseniyor. Çalışma saatlerinizin çoğunu masa başında oturarak geçiriyorsanız, çalışırken verdiğiniz molaları oturarak değil hareket ederek değerlendirebilirsiniz. Bilgisayarınızdan belirli aralıklarla ayağa kalkıp hareket etmek için uyarı almak veya saatinizin sizi uyarmasını sağlamak mümkün. Bir diğer öneri, beli bir işi yaparken ayağa kalkıp yürümenin tercih edilmesi olabilir. Özellikle cep telefonu ile konuşma zamanlarınızı ofis içinde dolaşarak geçirmeniz buna güzel bir örnek olabilir.
İş dışı vakitlerinizi de hareketlendirmek mümkün. Araç kullanmak yerine yürümeyi tercih edebilir. Aracınızı gideceğiniz yerin uzağına park edebilir veya otobüsten bir iki durak önce inebilir ve gideceğiniz yere yürüyebilirsiniz.
Evinizde ise, televizyon karşısında oturarak geçirdiğiniz zamanı azaltabilir veya belli zaman dilimlerine bölebilirsiniz. Üstelik evinizde yapacağınız gibi ev dışında da çocuklarınızla hareketli oyunlar oynayabilirsiniz. Hafta sonlarınızı ise yürüyüş, bisiklet gibi hareketli aktiviteler ile değerlendirmeniz mümkün.
Böylece, daha kısa oturma süreleri, daha fazla hareket ve yeterli fiziksel aktivite ile kendinize aktif yaşam fırsatları yaratarak obezite, kalp-şeker hastalıkları ve kanser riskinin azalmasına katkıda bulunmuş, daha sağlıklı bir yaşam için “bir adım” atmış olursunuz.
                                     (http://www.medikalakademi.com.tr/)'dan alıntıdır

Depresyon, kalp hastalığına bağlı ölüm riskini 14 kat artırıyor!

Gençlerde depresyonun kalp sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinin  hipertansiyon, obezite ve diyabetten daha önemli bir risk faktörü olduğu saptandı. Archives of General Psychiatry’de yeni yayımlanan bir çalışmaya göre, başta kadınlar olmak üzere, 40 yaşın altındaki bireylerde, depresyon kalp hastalığına bağlı ölüm riskini önemli ölçüde artırıyor. Çalışmada, depresyon öyküsü olanlarda iskemik kalp hastalığına bağlı ölüm riskinin 14 kat daha fazla olduğu ileri sürüldü.

Çalışmanın yazarlarından Emory’s Rollins Halk Sağlığı Fakültesi Epidemiyoloji Anabilim Dalı Bölüm Başkanı Dr. Viola Vaccarino, bunun depresyonun sağlıklı gençlerde kalp hastalığı için bir risk faktörü olduğunu gösteren ilk çalışma olduğuna dikkat çekerek şu değerlendirmelerde bulunuyor: “Depresyonun gençlerde kalp hastalığı açısından önemli bir risk faktörü olduğunu keşfettik. Özellikle kadınlar arasında depresyon; sigara, hipertansiyon, obezite ve diyabet gibi risk faktörlerinden daha fazla önem arz ediyor.”
Çalışmanın baş araştırmacısı, Emory Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Dr. Amit Shah ve ekibi, 1988-1994 yılları arasında Ulusal Sağlık İstatistik Merkezi tarafından yürütülen NHANES-III (Ulusal Sağlık ve Beslenme Taraması-III) çalışmasına katılan, 17-39 yaş arasındaki 7641 kişinin verilerini analiz etti. 2006 yılı itibariyle yaşanan ölüm olayları kaydedildi. Çalışmanın sonunda, depresyon veya intihar teşebbüsü öyküsü olan kadınlarda kardiyovasküler (KV) hastalıklara bağlı ölüm riskinin 3 kat; iskemik kalp hastalığına (kalp krizi) bağlı ölüm riskinin 14 kat daha fazla olduğu belirlendi. Bu risk artışı, erkeklerde KV hastalıklara bağlı ölüm olayları için 2.4 kat ve iskemik kalp hastalığına bağlı ölüm olayları için 3.5 kat idi.

Depresyon ve kalp hastalığı ile ilişkisi

Depresyon ve kalp hastalığı ile ilişkili önceki çalışmaların birçoğunda daha ileri yaş ve kalp hastalığı risk faktörü fazla olan hastalar incelenmişti. Bu çalışma, depresyonun ileri dönemlerde KV hastalığa bağlı ölümün habercisi olup olmadığını araştıran ilk çalışma. Ayrıca bu çalışmada depresyon semptomları için anket skoru kullanan daha önceki depresyon ve kalp hastalığı çalışmalarının aksine, araştırmacılar kabul edilen tanı kriterlerine dayanarak bir klinik görüşme çerçevesinde majör depresyonu da araştırdı. Araştırmacılar, klinik tanının daha sağlam bir risk göstergesi olabileceğini de vurguladı.

Antidepresan kullanımı

Çalışmaya antidepresan kullanımı bir risk faktörü olarak ilave edilmedi; çünkü depresyon veya intihar teşebbüsü öyküsü olan hastaların yalnızca <%6’sı antidepresan kullanıyordu ve bu hastalarda KV ile ilişkili ölüm olayına rastlanmadı. Araştırmacılar, depresyondaki kişilerin sigara ve kötü beslenme gibi daha fazla yaşam tarzı ile ilişkili risk faktörü taşıyor olabileceğini de göz önünde bulundurdu. Ayrıca, sağlıksız davranışlar düzeltildikten sonra bile, depresyon ve intihar teşebbüsünün kalp hastalığı riski ile anlamlı düzeyde ilişkili olabileceğini belirledi. Araştırmacılar, depresyonun doğrudan fizyolojik etkilerinin, gençlerde yaşam tarzı faktörlerinden daha fazla rol oynayabileceği sonucuna vardı.
Bununla birlikte, depresyon, düşük kalp hızı ve artmış kortizol ve inflamasyon gibi fizyolojik mekanizmalar ile kalp hastalığı riskini artırabilir. Normalde bu grupta riskin düşük olması gerektiğini vurgulayan Dr. Vaccarino, bu kişilerin daha kapsamlı çalışmalarda araştırılmasının depresyonun kalp sağlığı üzerindeki etkilerini öğrenmek için önemli olabileceğini açıkladı.
                                      (http://www.medikalakademi.com.tr/)'dan alıntıdır

Depresyon kalp ve diyabet hastalığı riskini ciddi şekilde arttırıyor

Depresyon hastalarının %50’si tedavi görmüyor
Depresif bozuklukların yaygınlık ve yol açtığı yeti yitimleri nedeniyle ciddi bir toplum sağlığı sorunu olduğunu söyleyen Dünya Psikiyatri Birliği Genel Sekreteri Doç. Dr. Levent Küey, “Depresyon toplumlarda görülen en yaygın ruhsal bozukluktur. Hastaların yaklaşık yarısı tedavi alamamaktadır. Depresif bozukluklar intihar riskini %15 oranında arttırırken, kalp vediyabet hastalıkları riskini de yükseltmektedir Uygun ve düzenli tedavi olmayanlarda, süreğenleşme riski artmaktadır. Depresyon dünyada en fazla yeti yitimine neden olan hastalıklar sıralamasında dördüncüdür ve on yıl içinde ikinci sıraya çıkması beklenmektedir” dedi.
Depresyon yaygınlığı çok yüksek
Dünya üzerinde ruh sağlığı problemi yaşayan kişi sayısının 500 milyon civarında olduğunu dile getiren Doç. Dr. Küey, her 7 kişiden 1’i her yıl ruh sağlığı problemi yaşadığını, her 4 kişiden 1’inin de yaşamı boyunca ruh sağlığı problemleriyle karşı karşıya kaldığını belirtti. Depresyon sözcüğünün üzüntülü bir ruh durumunu tanımlamak üzere yaygın olarak kullanılmakta olduğunu belirten Doç. Dr. Küey şu bilgileri verdi: “Ancak, günlük yaşamda, üzüntü, keder, hayal kırıklığı, moral bozukluğu gibi yaşantılar ile bir psikiyatrik bozukluk olarak klinik düzeyde tedavi gerektiren depresyon durumları aynı olguya işaret etmemektedir. Bir ruhsal bozukluk olarak depresyonda, uyku, iştah ve cinsel istek bozuklukları yanında, derin keder, çaresizlik, ümitsizlik, karamsarlık egemendir; yaşama sevinci ve isteği ciddi biçimde yitirilmiştir. Bu değişimler, kişinin iradi çabasıyla zaman zaman hafifletilebilse de, süreklilik gösterir. İşte, bu tür belirtiler ağırlık ve süreklilik kazandığında ya da sosyal, aile, iş vb. işlevlerde bozulmaya yol açtığında psikiyatri uzmanına başvurulmalıdır.”
Depresyonla birlikte kalp ve diyabet hastalığı riski arttırıyor
Toplumun yaklaşık dörtte birinin yaşam boyu en az bir kez depresyon geçirdiğini belirten Doç. Dr. Küey, “Tüm dünyada, kadınlarda erkeklere göre yaklaşık 2-3 kat daha yaygın görülmektedir. Araştırmalar, bu bozukluğu bulunanların yaklaşık yarısının tedavi için başvurmadığını; başvuranların da yaklaşık yarısında eksik tedavi uygulandığını göstermektedir” dedi.
Etkili şekilde tedavi edilebilir
Depresif bozukluklar için etkinliği kanıtlanmış ilaç ve psikoterapiyi kapsayan tedavi yöntemleri bulunduğunu dile getiren Doç. Dr. Küey, şu bilgileri verdi:  “İlaç tedavisi ve psikoterapi birlikte uygulandığında tedavi başarı oranları %80’lere kadar yükselmektedir. Depresyon tedavisinde, günümüzde kullanılan antidepresan ilaçlar bir psikiyatr denetiminde kullanılmalıdır. Her ilaç gibi bu ilaçların da genellikle tahammül edilebilir yan etkileri vardır. Bu ilaçlar bağımlılık yapmaz. Beyinde depresyonla ilişkili, nörokimyasal düzensizleri etkiler. Her türlü duygu ve düşüncemizin, çevre ile etkileşim içinde olan beynimizin ürünleri olduğu hatırlanmalıdır. Antidepresan ilaçlarla yapılan tedavi geçici rahatlama, olumsuz düşünceleri bastırma aracı değil etkin tedavi yöntemidir. Tedavilerin yaklaşık 6-8 ay sürdürülmesi gerekmektedir. Özellikle, yarım bırakılan tedavilerde hastalığın alevlenme ya da yineleme riski yüksektir.”
Konferansa 60 ülkeden 1000 uzman katıldı
Dünya Psikiyatri Birliği’nin 117 ülkeden 135 ulusal psikiyatri meslek örgütünü ve 200 bin psikiyatr uzmanını barındıran en güçlü tıp kuruluşlarından biri olduğunu söyleyen Doç. Dr. Küey, “Konferansa, dünyadan 60’ın üzerinde ülkeden, bine yakın bilim insanı katıldı. Bilimsel programda, “yeme bozuklukları”, “antidepresan ilaçların depresyon tedavisindeki tartışmaları”, “hamilelik ve doğum sonrası depresyon”, “toplumsal eşitsizlikler ve ruh sağlığı ilişkileri”, “savaş ve çatışma ortamında ruh sağlığı”, “kentleşme ve ruh sağlığı ilişkileri”, “göç ve ruh sağlığı”, “intihar yaygınlığı ve önlenmesi” gibi önemli ve güncel birçok konu tartışmaya açılıyor” dedi.
Çernobil kazası kürtaj oranlarını arttırdı
Doğal afetler sonrası toplum sağlığının korunmasına yönelik olarak Dünya Psikiyatri Birliğinin 2008’de bir çalışma başlattığını dile getiren Dünya Psikiyatri Birliği (WPA) Başkanı Prof. Dr. Mario Maj, “Bu konuda temel olarak iki stratejinin benimsenmiştir. Bunlardan birisi “eğiticilerin eğitimi”, diğeri de bu konuda uzmanların duyarlılığını artırmaktır. 2009’da Cenevre’de, Dünya Sağlık Örgütünün katkılarıyla bir eğitim kursu düzenlendi. Bu eğitimi alanların afet gibi durumlarda toplum sağlığına yönelik çalışmalar yapmak üzere kendi ülkelerinde meslektaşlarına eğitim veriyorlar” dedi.
En son Japonya’da deprem, tsunami ve nükleer felaket olmak üzere peşi sıra 3 büyük afet yaşandığını dile getiren Prof. Dr. Maj, globalleşmenin sonucu olarak bir ülkede yaşanan felaketin dakikalar sonra o ülkeye en uzak noktadaki insanlar tarafından bile duyulduğunu söyledi. Nükleer felaketlerin ne kadar uzak da olsa insanlar açısından travmatize edici olduğuna işaret eden Prof. Dr. Mario Maj, Çernobil felaketinden sonra İtalya’da kürtaj oranlarının çok arttığını belirtti.
Afet durumlarında toplumun ruh sağlığına yönelik çalışmaların o bölgenin özellikleri göz önüne alınarak düzenlenmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Maj, sözlerini şöyle noktaladı: “Birçok yardım kuruluşunun içine düştüğü hata, afet bölgesine apar topar gitmek… Bunlardan bir kısmı ya geri döner bir kısmı da bakım gerektiren bir duruma düşer. Örneğin Haiti depreminde oranın lokal dillerini iyi bilen uzman çalışması örgütledik. Japonya’da ise başta nükleer afetlerde, Çernobil’de çalışmış bir uzman görevlendirildi. Deprem gibi doğal afetler, kadınları ve çocukları daha çok etkiler. Bu nedenle Japonya’da pratisyen hekim, çocuk doktoru, kadın doğum doktoru gibi birçok alandaki uzmanlar nükleer afetlerin ruh sağlığı üzerindeki etkileri konusunda eğitilmektedir. Japon devleti de bu konuya çok ciddi destek veriyor.”
                                                              (http://www.medikalakademi.com.tr/)'dan alıntıdır

Diyabet damarlarda sertleşme ve daralmaya neden oluyor

 
duhan-fatih-bayrak21. yüzyılın en büyük sağlık sorunlarının başında hiç kuşkusuz diyabet ve kalp rahatsızlıkları geliyor. Öyle ki önümüzdeki 10 yılda dünyadaki her 100 kişiden 4’ünün diyabet hastası olacağı tahmin ediliyor. Bu artışın en önemli sebepleri ise şehir yaşamının beraberinde getirdiği sağlıksız beslenme, hareketsiz bir hayat ve sonucunda ortaya çıkan fazla kilolar. Ayrıca 45 yaşın üzerinde olmak, genetik faktörler, bozulmuş açlık kan şeker düzeyleri ve gebelik diyabeti de uzun dönemde diyabet hastası olma riskini artırıyor. Diyabet hastalığı erken dönemde teşhis edilmez ve doğru bir şekilde tedavi edilmezse, görme kaybı, böbrek yetersizliği ve kalp krizi gibi ciddi sorunlara neden olabiliyor. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Duhan Fatih Bayrak, diyabetin kalp sağlığı üzerindeki etkisi ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi veriyor:
Diyabet hastalığı uzun dönem kontrol altına alınmadığında damarlarda yıllar içinde sertleşme meydana geliyor. Damar sertliği bu hastalarda kalp krizini beraberinde getiriyor. Ateroskleroz denilen damar sertliği yani damar tıkanıklıkları diyabet kaynaklı kalp hastalıklarının başını çekiyor. Diyabet, endotel denen damar içindeki hücre örtüsünün yapı ve fonksiyonunu bozduğundan damar sertliği daha hızlı ve kolay oluşuyor. Tüm vücut damarlarında daralmalar oluşuyor. Damar daralmaları kalpte meydana geldiğinde krize, boyunda inme ve felçlere, böbrekte ciddi kontrolsüz yüksek tansiyona, bacakta ise, ayak ve bacak kesilmesine kadar gidebilen kanlanma bozukluklarına neden olabiliyor.
Düzenli diyet ve takiple diyabet kontrol altına alınıyor
diyabet-kontrolTedavisi çok daha komplike olan bu hastalıkların önüne geçebilmek için öncelikle şeker hastalığının tanısının erken dönemde konulması gerekiyor. Sonrasında ise düzenli diyet ve doktor tavsiyesinde alınan ilaçlarla kan şekerinin ideal düzeyde tutulması şart. Ayrıca tansiyon ve kolesterol seviyelerinin kontrol altına alınması ve sigara içilmemesi de alınması gereken önlemler arasında yer alıyor. Diyabetli hastalarda yüksek tansiyon ve kolesterol sağlıklı insanlara oranla çok daha önemli. Diyabet zaten atardamarlarda yapı ve fonksiyon bozukluğuna neden oluyor. Buna kolesterol yüksekliği ve yüksek tansiyon gibi ek risk faktörlerinin eklenmesi, damar sertliği riskini çok arttırıyor. Koroner kalp hastalığı risk faktörlerinin sayısı arttıkça da hastalık riski yükseliyor.
Diyabet hastalarına bypass ve stent çok sık uygulanıyor
Diyabet hastalığı olanların yılda en az bir kez kalp kontrolünden geçmesi, rutin muayene, EKG, kan tahlilleri ve gerekli görüldüğünde ekokardiyografi ve efor testi ile değerlendirilmeleri birçok hastalığın önüne geçilmesinde önemli bir etken. Diyabet kontrol altına alınamadığında damar hastalığının ilerlemesi kaçınılmaz hale geliyor. Özellikle diyabet hastalarında koroner kalp hastalıkları çok daha sık görülüyor ve dolayısıyla da bypass ameliyatları çok daha sık uygulanıyor. Ayrıca diyabet hastalarında sık olarak stent uygulamalarına da gerek duyuluyor.
Oranları düşürmenin yolu çocuklara doğru beslenme alışkanlığı kazandırmak
cocuk-saglikli-beslenmeDiyabet hastalığının görülme oranlarındaki önlenemez yükselişe dur diyebilmek için anne babaların beslenme ve fiziksel aktivite konusunda çocuklarına örnek olması gerekiyor. Özellikle fast food’tan uzak durulması, karbonhidrat içeriği yüksek besinlerin mümkün olduğunca az tüketilmesi, şeker içeriği yüksek gazlı içeceklerden uzak durulması ve düzenli spor yapılması gibi basit önlem ve alışkanlıklar uzun dönemde diyabet riskini önemli oranda azaltıyor.
                                                 (http://www.medikalakademi.com.tr/)'den alıntıdır

5 adımda kalp krizi riskini azaltma yöntemleri

Rakamlar ortalama her üç erişkinden birinin ölüm sebebinin kalp hastalıkları olduğunu gösteriyor. Nüfusumuzun yüzde 5’i kalp krizi geçiriyor ve hastaların en az 3’te biri aniden kaybediliyor. Ancak bireysel olarak alınan kararlar ve önlemlerle bu rakamlar tersine çevrilebiliyor ve kalp hastalıkları riski azaltılabiliyor. Ülkemizde de en yaygın ve tehlikeli hastalıkların başında yer alan kalp ve damar hastalığıyla ilgili Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan 5 adımda alacağımız hayati önlemleri anlatıyor…

Özellikle çok sıcak bir yaz mevsimini geride bırakırken yine çok konuşulan sağlık konularının başında kalp hastalıkları yer alıyor. Rakamlar, son yıllarda kalp hastalıklarının görülme sıklığının arttığını gösteriyor. En çok dikkat edilmesi gereken rahatsızlıkların başında ise koroner kalp hastalığı geliyor. Koroner kalp hastalığı sorunu yaşayan her 100 kişiden 25’i herhangi bir belirti olmadan ani ölümle karşılaşıyor. Koroner kalp hastalıklarının büyük ölçüde diğer kalp sorunlarına da zemin oluşturduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, sorunun temelinde “damar yaşlanması” olduğuna dikkat çekiyor. Dünya Kalp Günü’nde dünyaca ünlü hekim Dr. William Osler’in sözünü hatırlatan Prof. Dr. Koylan, “İnsanlar gerçekte damarlarının yaşındadır” diyor ve ekliyor: “Damarın yaşlanması büyük ölçüde doğumla başlayan bir süreç. İnsanın yaşı ilerledikçe damar sertliğinin de ilerlediğini görüyoruz. Bu açıdan kalp hastalıklarının önlenmesi, aslında yaşlanmanın önlenmesi anlamına da geliyor. Kalp hastalıklarını önlemek istiyorsanız damar sağlığınızı korumalısınız.”
Bugün kalp hastalıkları riskimizi en gerçekçi biçimde öğrenebilmemiz için çeşitli algoritmalar olduğunu belirten Prof. Dr. Koylan, Anadolu Sağlık Merkezi’nde de SHAPE kalsiyum skorlamasını da içeren yöntemler kullanılarak risk analizleri yapıldığını söylüyor. Peki kalp hastalıkları riskimizi düşürmek için ne yapmamız gerekiyor? Yaş, cinsiyet ve aileden gelen özellikler değiştiremeyeceğimiz risk faktörleri arasında yer aldığına göre, değiştirebileceğimiz risk faktörleri neler? Kalp hastalıklarından korunmanın başlı başına bir risk mücadelesine dönüştüğünü söyleyen Prof. Dr. Koylan, bunun için alacağımız 5 büyük kararı açıklıyor:

1- Şekeri bırakın

Pratik olarak vücudumuzun şeker ihtiyacı diye bir kavram olmadığını belirten Prof. Dr. Koylan ihtiyaç duyulduğunda vücudun kendisinin şekeri diğer gıdalardan tedarik edebileceğini söylüyor. Fazla şeker tüketiliyorsa bunu olabildiğince düşük miktarlara çekmek gerekiyor. Şeker hastası olmayı engellemek kalp hastası olma riskinizi de azaltıyor. Öte yandan şekeri bırakarak, şekerin yaratacağı fazla kiloyu ve obezite riskini de engelleyeceğimize dikkat çeken Prof. Dr. Koylan kalp hastalıklarından büyük oranda korunacağımızı belirtiyor.

2- Tuzlu gıdaları alışveriş listenizden çıkarın

Aşırı tuz tüketimi yüksek tansiyona neden olarak kalp sağlığımızı tehdit ediyor. Gün içinde tükettiğimiz tuzun üçte ikisi endüstriyel gıdalardan geliyor. Ürünlerin etiketlerini incelemeyi mutlaka bir alışkanlık haline getirmemizi belirten Prof. Dr. Kolyan “Sofraya tuzluk koymayın, az tuzlu peynir ve zeytin alın. Market alışverişlerinizde sürekli aldığınız gıdaları tuz açısından da inceleyerek zararlı olabilecekleri alışveriş listenizden çıkarın” diyor.

3- Sigarayla “sonsuza dek” vedalaşın

Sigara içmeyi bırakmak kalp hastalıkları riskini ciddi oranda azaltıyor. Özellikle kadınların bu konuda daha çok önlem alması gerekiyor. Çünkü sigara, menopoz öncesi kadınlarda kalp hastalıkları riskini 4-5 kat artırıyor.

4- Ölçülü beslenmeye çalışın

Aşırı gıdadan kaçınmamız, tüketimimize dikkat etmemiz gerekiyor. Alınması gereken ideal oranlar %50-60 karbonhidrat, %20-30 protein ve %10-15 yağ olarak belirtiliyor. Proteinlerin üçte ikisini bitkisel gıdalardan almakta fayda olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Kolyan hayvansal proteinde de balığa daha fazla yer vermemiz gerektiğini söylüyor. Kızartma derecesine kadar kızdırılan her yağda trans dönüşüm oluyor. Bu nedenle yağı mümkün olduğunca çok kızdırmadan kullanmak gerekiyor.

5- Her fırsatta hareket edin

Düzenli olarak spor yapmak gerekiyor. Her akşam yarım saatlik yürüyüşler bile kalp sağlığı için büyük önem taşıyor. Dans etmek, bahçeyle uğraşmak, alışveriş için markete yürüyerek gitmek, kısaca günlük hayatımızda hareketli olmamız gerekiyor.
                                                  (http://www.medikalakademi.com.tr/)'dan alıntıdır

Kalp krizine karşı hayat kurtaran uyarıcı belirtilere dikkat edilmeli!

Dünyada ani ölüm nedenleri sıralamasının en başında kalp hastalıkları geliyor. Kalp damarlarında ani tıkanma sonucu ortaya çıkan kalp krizi ise bazen şiddetli göğüs ağrısı ile gelirken bazen de terleme ve bulantı ile kendini gösterebiliyor. Kalp krizine acil müdahale etmek ve hayati tehlikeyi önlemek için belirtilerin tanınması ve kriz anında vakit kaybedilmemesi büyük önem taşıyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Suat Altınmakas, kalp krizine karşı alınması gereken önlemler ile ilgili bilgi verdi.

30’lu yaşlardan sonra kalp sağlığınıza 2 kat özen gösterin

Kalp krizi, temel olarak erişkin yaş grubunda, çoğunlukla da 30’lu yaşlardan itibaren görülmeye başlamaktadır. Yaşın ilerlemesi ile sıklığı da artan bu durum, ani ölümlerin en önemli nedeni olarak bilinmektedir. Erkeklerde kadınlara oranla daha çok olarak görülmesine karşın, menopoz sonrası kadınlarda rastlanma sıklığı gün geçtikçe artarak erkeklerle benzer seviyeye gelmektedir.

Bu belirtilere dikkat!

Ani başlayan şiddetli göğüs ağrısı, nefes darlığı bazen de fenalık hissi ve bayılma belirtileri, kalp krizini işaret etmektedir. Bu yakınmalara aşırı terleme, bulantı ve kusma sıklıkla eklenmektedir. Kalp krizinde en sık görülen göğüs ağrısı yakınması, genelde hastalar tarafından “göğsün ortasında sıkıştırıcı tarzda” olarak tanımlanır. Bu ağrı daha çok sol kola, bazen her iki kola, boyna, alt çeneye ve karnın üst kısmına yayılabilir. Ağrı çoğunlukla çok şiddetli olup, hastalar bunu ”Sanki göğsümün üzerinde bir fil oturuyor” gibi sözlerle ifade ederler. Bazen hastalar hiç ağrı hissetmeden yeni başlayan nefes darlığı ve çabuk yorulma yakınması ile doktora başvurabilirler. Bu duruma genellikle diyabet hastalarında ve yaşlılarda rastlanmaktadır. Hastaların bir kısmında ise kalp krizi çok hızla gelişip henüz hastaneye ulaşılamadan saatler içinde ölüme neden olabilmektedir.

Kalp krizine dur demek elinizde

Kalp krizi acil müdahale edilmesi gereken bir durumdur. Müdahale zamanında yapılmadığında hayati risk oluşturur ya da kalbe ağır hasar verir. Bu nedenle hastalığa yakalanma sıklığını artıran durumlar ve alınabilecek önlemleri bilmek gerekmektedir. Kalp krizine zemin hazırlayan nedenler; yüksek tansiyon, şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği, ailede kalp krizi öyküsünün bulunması, sigara kullanımı, yaş, obezite ve hareketsiz yaşam tarzı şeklinde sıralanabilir.

Düzenli kalp muayenesini ihmal etmeyin

30’lu yaşlardan itibaren herkesin yıllık doktor kontrolü yaptırması ve kalp krizine yol açan risklere sahip olup olmadığını öğrenmesi gerekmektedir. Risk faktörlerinin birinin, çoğunlukla da birden fazlasının bir insanda olması, son derece sık görülen bir durumdur. Bu tür risk faktörleri veya ailevi olarak kalp hastalığına yatkınlığı olanların, kalp yönünden daha sık ve daha kapsamlı olarak değerlendirilmesi, ilerde karşılaşılabilecek sorunlara karşı önlem alınmasını kolaylaştıracaktır.

Sigarasız ve hareketli bir hayat krizden koruyor

Son yıllarda çığ gibi artan şeker hastalığı ve sinsi seyreden hipertansiyona karşı dikkatli olmak gerekmektedir. Obeziteden kaçınmak, düzenli egzersiz yapmak, sigara kullanılıyor ise bunun bırakılması ilk alınacak önlemler olmalıdır. Belirtilen risk faktörlerinin ailevi yatkınlık dışında tedavi edilebilir durumlar olduğu, bu tedaviler ile kalp krizi riskinin ciddi anlamda azaldığı unutulmamalıdır.

Zamanla yarış çok önemli

Kalp krizi belirtileri hissedildiği anda acil olarak hastaneye gidilmesi gerekmektedir. Erken müdahalede tıkalı olan damarın hızla tespit edilip açılması, kalp krizi nedeniyle olabilecek hasar ve sorunları en aza indirecektir. Acil polikliniklerde kalp elektrokardiyografisi ve basit kan testleri ile bu tanıya ulaşmak ve gerekli tedaviyi başlatmak mümkündür.
                                     (http://www.medikalakademi.com.tr/)'dan alıntıdır